Bir çocuğun dünyası küçüktür ama sığdırdığı hayal büyüktür. Bir salıncak, bir top, akşama kadar kendisini bekleyen sokak. Lösemi, bir sabah o dünyayı hastane koridorunun genişliğine indirir.

Eve bir kelimeyle girer. Annenin duası uzar, babanın sessizliği ağırlaşır. Çocuk ise yaşından büyük sorular sorar: “Ne zaman çıkacağız buradan?” Bu sorunun cevabı, en cesur yetişkinin bile dilini tutar.

Bu hafta bir cümle aklımdan çıkmıyor. Okudum, sonra bir daha okudum. Bir şey söylemeden uzun süre durdum:

“Benim vasiyetim, lösemi hastası bir kız çocuğunun masraflarının karşılanması.”

Bu sözün sahibi, 21 yaşındaki Piyade Astsubay Çavuş Yusuf Ataş. Elazığ’ın Kovancılar ilçesi nüfusuna kayıtlı genç çavuş, Irak’ta Pençe-Kilit operasyon bölgesinde teröristlerce açılan taciz ateşi sonucu ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede şehit düştü.

Adsız Tasarım (2)-1

Düşünün. Yirmi bir yaşındasınız. Önünüzde yaşanmamış koca bir hayat var. Ve son sözünüzü, kendinize ya da sevdiklerinize değil, yüzünü hiç görmediğiniz bir çocuğa ayırıyorsunuz. O çocuğun adı Aylin Kara.

Aylin belki bir gün öğrenecek: Onu hiç tanımayan biri, en son nefesinde bile onu düşünmüştü. Bir hastane odasında, bir annenin duasıyla bir askerin vasiyeti aynı yerde buluştu. Yusuf Çavuş toprağı korumakla yetinmedi; o toprakta büyüyecek çocuğu da korumak istedi. Vatan sevgisinin en sessiz, en yürek yakan hali belki de budur.

Şimdi LÖSEV haftasındayız. Gökyüzüne balonlar bırakılıyor. Her birini küçücük bir el salıyor, her biri bir dilek taşıyor. O dileklerin arasında Aylin’inki de var, onun gibi binlerce çocuğunki de. Yalnız bir balon, ipini tutan eller olmadan çok uzağa gitmez. LÖSEV’in 2025’te yeni kayıt aldığı 8 bini aşkın hastanın 2 binden fazlası çocuktu.

Yusuf Çavuş o ipi tuttu. Giderken bile bırakmadı.

Şimdi o ip bizim elimizde. Ne kadar küçük olursa olsun, tutan bir el daha bir çocuğa yeniden gülümsemeyi hatırlatır.

Çünkü bir çocuğun yeniden gülümsemesinden büyük ne olabilir?