Azerbaycan'daki başörtüsü tartışmasını bir kıyafet meselesi olarak okumak kolay tabiki. Ama kapıdan çevrilen bir kız çocuğunu düşünün: çantası omzunda, tam sınıfa girecekken durdurulmuş. Ya da arkadaşlarının önünde ağlatılan bir çocuğu. O kapı kapanınca dışarıda yalnızca kendisi kalmıyor, ailesinin umudu da kalıyor.

Ben Müslümanım. Türban benim için sıradan bir kumaş değil, bir müslüman için türban sadece bir kumaş parçası olmamalı da zaten. Herkes dinini aynı biçimde yaşamıyor, kimsenin imanını tartmak da bize düşmez. Ama başını örtmeyi inancının gereği sayan bir kız çocuğu, bu yüzden eğitim hakkını pazarlığa sokmak zorunda kalıyorsa, susmak bir müslamana yakışmaz .
Önce olgulara bakalım. Haberler’de 21 Eylül 2026'da kabul edilen okul kıyafeti düzenlemesinde ne "türban" geçiyor ne de "hicab". Buna rağmen bazı okullarda türbanlı öğrenciler derse alınmamış, sınıflardan ağlatılarak çıkarılmış. Kâğıttaki kural bir şey söylüyor, sahadaki uygulama başka bir şey. Aradaki farkın hesabını kim verecek?


Devlet televizyonunda bu uygulama milli kimlik ve giyim kültürü gerekçesiyle savunuldu. Azerbaycan Müslüman nüfuslu ama laik bir devlet; buna itirazım yok. Giyim kültürünün okulda şekillendiğini de kabul ederim. Ama bir çocuğun başörtüsüne "dışarıdan gelen değer" demek, onun inancını devletin tanımıyla ölçmek demek. Laiklik özgürlük demekse, başörtülü çocuklar neden okula alınmıyor? Devletin tarafsızlığı herkesin kapıdan girebilmesi için vardır; bir kısmını dışarıda bırakmak için değil.


Kültür okulda öğretilir, doğru. Fakat sınıf kapısından geri çevrilen çocuğa kültür öğretilmez, ülkesinden soğumak öğretilir. Haberlere yansıyan anlatıma göre, başörtülü bir kız çocuğu "Keşke Türkiye'de yaşasaydım" diyerek ağlamış. Bir devlet, çocuğuna kendi ülkesinde yabancılık hissettirdiyse, kültür aktarmaktan çok ülkesinden soğutmuştur.

Okulların kuralı olabilir, düzen arayışı da meşru. Devletin bütün inançlara eşit mesafede durması da öyle. Ama inancını görünür biçimde yaşayan bir çocuğun eğitimini zorlaştırmak, eşit mesafe değil o çocuğun türbanları çıkarmasına zorlamaktır.
Bir de annenin gözünden bakın. Kızı iyi okusun, bir mesleği olsun, kimseye muhtaç kalmasın istiyor. Okul kapısında kızına yaşatılanları duyduğunda neler hissettiğini bir düşünün.

Kimseye türbanı sevdirmeye çalışmıyoruz. Zorla taktırılmasını savunmuyoruz, takanın zorla çıkarttırılmasını da. Başını örten kız, örtmeyenden daha az çalışkan ya da daha az yetenekli değildir. Talebimiz bu kadar sade: inancımıza saygı gösterilsin, çocuklarımızın okul hakkı kıyafet yüzünden tartışılmasın.
Bugün Azerbaycan, yarın başka bir ülke. Bir hakkı yalnızca bize yakın olanlar için savunuyorsak, bu ilke olmaz, tercih olur.
Okul kıyafet kuralı koyabilir, düzen isteyebilir. Ama hiçbir kural, hiçbir gerekçe, bir çocuğu inancı yüzünden sınıftan uzak tutmayı haklı çıkaramaz. Başörtülü bir öğrencinin okula girmesi lütuf değil, haktır.