İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, yayılma riski ve önleyici adımlar üzerinde değerlendirmelerde bulundu.

Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, Manisa, Başakşehir ve son olarak Esenyurt'ta okullarda yaşanan şiddet olaylarının toplumu derinden sarstığını belirterek, "Bu olayları birbirinden bağımsız öfke patlamaları olarak görmemek gerekir. Ağır bir şiddet olayının ardından kısa sürede benzer olayların görülme riskinin arttığı biliniyor. Ancak her yeni vakayı bir öncekinin doğrudan sonucu saymak da doğru olmaz; risk herkeste değil, zaten kırılgan olanlarda yoğunlaşır" dedi.

Sosyal bulaşmayı, bir davranışın ya da duygunun insandan insana, çoğu zaman hiç tanışmadan geçmesi olarak tanımlayan Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, "Bir şiddet olayı ekranlarda saatlerce dönüyorsa, kendini çıkmazda ve görünmez hisseden biri için o eylem ‘duyulmanın bir yolu' gibi görünmeye başlayabilir. Korku ve öfke de aynı yoldan yayılır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Bu haberleri izleyen çocukların büyük çoğunluğu şiddete yönelmez" diye konuştu.

Okula gitmek istememe ortaya çıkabilir

Okulun güvenli olduğuna dair inanç sarsıldığında çocuğun bunu çoğu zaman bedeniyle söylediğini ifade eden Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, "Okula gitmek istemez, karnı ya da başı ağrır, uyuyamaz. Bunlar genellikle geçici tepkilerdir; yanında sakin bir yetişkin olması çoğu zaman yeterlidir" dedi.

Kopya şiddet riskine dikkat

Ergenlerde tablonun farklı olabileceğini kaydeden Demirel, "Uzun süredir dışlanan, zorbalığa uğrayan bir genç, failin gördüğü ilgiyi korkutucu da olsa ‘görünür olmanın' bir yolu sanabilir. Kanlı görüntülere tekrar tekrar maruz kalmak da zamanla acıya karşı duyarsızlaştırır. Kopya şiddet riski de burada başlar. İçinde öfke biriktiren bir genç, başkasının yaptığını ve günlerce konuşulduğunu gördüğünde eşiği aşmaya yaklaşabilir. Belirleyici olan, olayın nasıl anlatıldığıdır. Saldırganın adı, görüntüleri, silahı ve yazdığı notlar tekrar tekrar öne çıkarıldığında, farkında olmadan taklit edilebilir bir model ortaya çıkar" uyarısında bulundu.

Medya, okul ve aile birbirini tamamlamalı

Şiddetin tek bir nedenin sonucu olmadığını vurgulayan Demirel, özellikle medyanın kullandığı dilin önemini vurgulayarak şunları söyledi:

"Medya bu zincirde kıvılcım gibidir; kıvılcımın neye dönüşeceğini çocuğun aile ve okuldaki tamponları yani destek mekanizmaları belirler. Bu yüzden medya, okul ve aile birbirini tamamlamak zorundadır. Önce haber dili değişmelidir. Olay anına ait kayıtlar, yaralanma görüntüleri ve kullanılan aletler paylaşılmamalıdır."

Görüntüler paylaşılmamalıdır

Demirel, "Kamuoyunun bilgilendirilmesi önemlidir; ancak haberin odağı fail değil, olayın ciddiyeti, mağdurlara verilen destek ve hukuki süreç olmalıdır. Görüntüleri çoğaltan yalnızca basın kuruluşları da değildir. Ailelerin ve öğretmenlerin de bu kayıtları mesajlaşma gruplarında paylaşmaktan kaçınması hayati önem taşır" dedi.

Okullardaki rehberlik servislerine görev düştüğünü söyleyen Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, "Okulda uyarı işaretlerinin hiçbiri tek başına şiddet göstergesi değildir; içine kapanık olmak kimseyi tehlikeli yapmaz. Ancak dışlanma, yoğun öfke, umutsuzluk ve tehdit ya da hedef gösterme içeren paylaşımlar bir araya geldiğinde rehberlik servisi vakit kaybetmeden devreye girmelidir. Amaç cezalandırmak değil, o gence zamanında ulaşmaktır. Arkadaşındaki tehlikeli bir durumu bildiren öğrenci yaftalanma korkusu yaşamamalıdır. Olaydan etkilenen öğrencilerin psikolojik olarak izlenmesi ve gerektiğinde profesyonel desteğe yönlendirilmesi de bu sistemin parçasıdır" şeklinde konuştu.

Erkeklerde de görülüyor! Meme kanserinde bu belirtilere dikkat
Erkeklerde de görülüyor! Meme kanserinde bu belirtilere dikkat
İçeriği Görüntüle

Çocuktaki değişiklikler iyi gözlenmeli

"Evde sorunlar bağırarak, cezayla ya da güçle çözülüyorsa çocuk problem çözme dilini oradan öğrenir" diyen Demirel, "Derdi "ergenlik" diye geçiştirilen bir genç, yalnızlığını başka yerlerde aramaya başlayabilir. Bunu ailelere suç yüklemek için söylemiyoruz; çoğu ebeveyn bunu farkında olmadan yapar. Çocuğun odasına kapanmasını, öfkesindeki ani değişimi ya da girdiği çevrimiçi grupları ilk fark edebilecek olan yine ailedir. Korkunuzu çocuğa yüklemeden ‘Okulda nasıl hissediyorsun, seni sıkan ya da korkutan bir şey var mı?' diye sorun. Arkadaş çevresini ve dijital hayatı baskı kurmadan ama gözden kaçırmadan izleyin, şiddet içerikli platformlara erişimi yaşa uygun filtrelerle sınırlayın" dedi.

Arş. Gör. Uzm. Psk. Çağatay Demirel, sözlerini şöyle tamamladı: "Okul güvenliği zil çaldığında başlamaz; ailede, sınıfta ve ekranda başlar. Medyayı failleri görünür kılan sansasyonel dili terk etmeye, okulları koruyucu rehberlik mekanizmalarını güçlendirmeye, aileleri ise çocuklarıyla yakın ve açık bir bağ kurmaya davet ediyoruz."

Kaynak: İHA