EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


CEYHUN ÜSTEN


ZÜLEYHALARI MERYEM YAPAMAYINCA KURBAN EDİYORUZ!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili  Dostlarım;

Çok  uzun yıllar önce, yanılmıyorsam  yetmişli yılların sonları idi.

Ben fakir henüz il okul çağlarında bir  balaca olarak  Bünyan ilçesine bağlı Sıvgın köyü ilk okulunda  talebeydim...

O yıllarda  okulumuzun  bir geleneği vardı.

Her öğrenci bir kitap alıp önce okuyor daha sonrada o kitabı okul kitaplığına  hediye ediyordu...

Pek tabi köy şartlarında hele de bundan 40 yıl önce bir kitap edinmek çok kolay bir şey değildi...

Öncelikle şehre giden birini bulacak kitap ısmarlayacaksın…

Şayet unutmaz getirirse ne ala  yoksa... 

Anlayacağınız erenler  bir kitap edinmek  paranız olsa bile çok kolay bir  eylem değildi. 

İşte dostlarım ben  fakir tam da  bu  çıkmazın içinde debelenirken imdadıma  komşumuz Yılmaz Baş yetişti…

Kendisi akşam bize babamı ziyarete gelmişti.

“Yarın şehre gideceğim” deyince hemen sohbetlerinin ortasına balıklama dalıp kitap ısmarlayıverdim…

Sağ olsun  o da  unutmadan  almıştı...

Hem de bir değil iki kitap ...

Victor Hugo'nun meşhur 'Sefiller' romanı ile Louisa May Alcat'ın 'Küçük Kadınlar' romanını ...

Kitapları elime aldığımda hissettiklerimi  tarif etmem  imkansız yarenlerim …

Zira  tarifi mümkün bir duygu değil..

Sanki Yılmaz abi bana  iki büyük  Köşkün tapusunu vermişti...

Neyse bu kısa köy nostaljisinin ardından  gelelim asıl konumuza dostlarım...

 İşte  Louisa May Alcat'ın  4 kız kardeşin  ( May, Jo, Beth, Amy) hayatını  tasvir ettiği  romanı ile başladı  kadınların dünyasına  bakışım...

Henüz  daha  sabi sübyan  denilecek yaşta  başlayan bu keşifle,

Küçük kadınların dünyasından  bir evlat , bir ağabey, bir eş, bir baba   olarak  kat ettiğimiz 40 yıllık 

yolla şimdi  kadınların dünyasına bakışta üç insan silüeti bütün bu  cinsi latifleri sembolize  etmede

yeterli gibi gelmekte nazarımda  erenler...

Kimler bu kadınlar?

Bu silüetlerin  gerçek  yansıması kim ?  diye merak ettiyseniz okumaya devam edin erenler…

 Birlikte yeni baştan tanımaya çalışalım  bu kadınları  dostlarım...

Züleyha;

Aşkı için gururunu, namusunu, iffetini ve letafetini yitirmeyi göze alacak kadar cesaretli,

Aşka sebat etmiş;

Aşkı bütün bu değerlerin üzerinde görmüş,

 Nefret ve aşkı birarada yaşamış sevgi ve aşk kadını.

Meryem;

Rabbi için dünyadan geçmiş,

Bütün varlığını ukbaya bağlamış,

Nefsini ölmeden öldürmüş,

İffetini göz bebeği gibi saklamış,

Allah'a kullukta peygamberler kulvarında yarışmış,

Rabbinin emirlerine kul köle olmuş,

Yasaklarına aşkla riayet etmiş,

Allah'ın seçtiği en hayırlı kadınlardan birisi olarak ruhlarımızın saf ve berrak adresidir!

Öte yandan Züleyha aynı zamanda kadının pervasızlığını da temsil eder!

Hz. Yusuf'un gömleğini arkadan yırtacak kadar duygularını kontrolden çıkarmış,

Aşkın dizginlerine bıraktığı aklını yitirecek kadar,

Masum bir insana iftira atacak kadar nefs-i emmarenin kurbanı olmuş bir kadın olarak duygu dünyamızdaki yeri bellidir!

Peki, bu iki uç noktadaki kadını günümüz kadınları nasıl okumalı,

Hangi taraflarını örnek almalı,

Nerede başlayıp nerede durmalı?

Diye düşündüğümüzde dostlarım hemen üçüncü bir isim fısıldanıyor yüreğimize!

Hz. Hatice Validemiz!

Hz. Hatice, aşkta Züleyha misali sevdiği adama büyük bir aşk ve hürmetle bağlıyken,

İffette de Hz. Meryem gibi naif, nazik, temiz, saf, dindar, hürmetli, koruyucu, müşfik ve merhametliydi!

Kadın kocasına, 

Züleyha ve Meryem'in sentezi olan Hz. Hatice misali yaklaşmadığı sürece yarenlerim,

Ne evlilikler,

Ne aşklar,

Ne hayatlar huzura erebilir diye düşünmekteyim…

Zira bir aşkın ve evliliğin hem büyük bir sevgiye – saygıya,

Hem de yıkılmaz bir güvene ihtiyacı vardır.

Gerçi günümüzde biz erkeklerin ne aradıklarını da açıkçası anlamak mümkün değil!

Bütün beğenilerimizi zahire veren,

Zahir üzerine odaklayan,

Ruh dünyasını- iç fıtratı görmezden gelen,

Sadece bedensel hazlar için evlilik yapan hedonist bir anlayış  ne yazık ki günümüzde  bütün hemcinslerimizi  esir almış  durumda  erenler...

Geçtiğimiz gün oturup kalkmasıyla, yaşantısıyla, dünya görüşüyle mütedeyyin bir bayan arkadaşımıza neden evlenmediğini sorduğumuzda söyledikleri çok ilginçti!

Artık erkeklerin amiyane tabirle fırlama ve yırtık olan  kadın ve kızlardan hoşlandığını,

Bıcır bıcır konuşmayan,

Serbest hal ve tavırlar takınmayan ciddi kızlara kimselerin dönüp bakmadığını anlatmıştı ki gerçekten

kendisine hak vermek durumunda kaldık ki bu tespitler bana göre de oldukça doğru tespitlerdi!

Kadın Meryem olsa dönüp bakmıyoruz!

Bakire Meryem gibi yaşamaya mahkûm ediyoruz...

Yaşı başı geçkince,

Kırkını devirmiş o kadar terbiyeli aile kızları,

Edepli - namuslu kızlar sizce neden evlenemedi,

Neden evlenemiyor acaba hiç sordunuz mu kendinize  erenler?

Bunun cevabı bir değil binlerce belki,

Ancak yine de bu sorunun temel nedeni biz  erkekleriz  kanaatindeyim dostlarım!

Sen serbest, şuh, her ortama uyum sağlayan bir kızı sırf güzel diye tutup evleneceksin,

Sonrada ondan Hz. Meryem gibi davranmasını bekleyeceksin!

Ne yazık ki  bugün bir çok  hemcinsimiz bunun çok zor hatta imkânsız olduğunu ancak yaşayarak öğrenmekte ...

Ve bu yüzden dostlarım;

Boşanma istatistikleri  her yıl daha da  kalabalık rakamlarla ifade edilmekte...

Oysa bu durumun kaçınılmaz bir son  olacağını en  başta  bilmemiz  gerekmez mi  erenler?

 

Bu cinayetler,

Bu yuvaların çatır çatır yıkılışı,

Bu sadakatsizlik,

Bu güvensizlik,

Bu ihanet ortamı durup dururken ortaya çıkmadı!

Hemen hepimiz bu yangın çıksın diye,

Bütün kötülükler gerçekleşsin diye adeta bu ateşe odun taşıdık!

Beyler biz Hz. Hatice misali kadın aramıyoruz  ki!

Züleyhaları alıp Meryem yapamayınca kurban ediyoruz!

Bu dünyada Züleyhalar da var,

Bu değişmez bir gerçek!

Hepsini öldürmek mi gerek?

Mesele Züleyha modelinin  bize neyi hatırlattığı,

Ne ifade ettiği  değilmidir?

Kadın Züleyha olmaya görsün bir süre sonra madden veya manen katlediyoruz !

Oysa ademoğlu hata yapmaya, günah işlemeye eğilimlidir!

Önemli olan öldürmek değil, oldurmaktır!

Son yıllarda hemen her gün en az iki kadının kocası veya en yakını tarafından öldürülme gerekçesinin altında tek bir mesele vardır:

NAMUS!

Bu namus kelimesinin açılımını da yapmak zorundayız!

Namus kelimesinin de artık kadın üzerinden içi boşaltılmıştır!

Oysa namus maddi ve manevi anlamda insanın temizliğini, saflığını ifade eder.

Ancak nedense son yıllarda bu kelime sadece kadınlara ilintili kılınmıştır!

Ya peki biz erkeklerin namusu ne olacak?

Namusa sahip çıkmak sadece kadının görevi ise,

Hz. Yusuf'un gömleği neden arkadan yırtıldı  hiç düşündük mü yarenlerim ?

Hz. Hatice timsali kadın modeli artık var mı,

Kaldı mı  doğrusu  bilmiyorum!

Yeryüzünün gördüğü en büyük ve en hayırlı kadın Hz. Hatice Validemiz.

O kadınlara bütün yönleriyle anlatılmalı,

Onun hayatı kare kare genç kızlarımızın dünyasına işlenmelidir.

Ben Aileden Sorumlu Devlet Bakanının yerinde olsaydım dostlarım 

Bu yılı “Hz. Hatice Yılı” ilan ederdim!

Zira Hz. Hatice Validemiz bütün hayırlı kadınların sentezidir,

En güzel taraflarının bir araya gelmiş numunesidir!

Sizce de öyle  değil mi  erenler?

Dostlarım;

Ben bir kız babasıyım!

Rahman nasip etti  iki kız yetiştirmekteyim.

Ve en büyük arzum  kızlarımın  Hz. Hatice'yi rol model edinerek  yetişmeleri...

Bu uğurda elimden geleni yapmaya gayret gösteriyorum.

Ve dostlarım sizde  tavsiyem eşlerinize, kızlarınıza, gelinlerinize  model olarak Hz. Hatice Validemizi  göstermeniz.

Onu anlatmanızdır…