KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ZOR ZAMANIN OKUL MÜDÜRÜ

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Kimilerine göre Tarih, yeniden yazılmalıdır. Zira olgular ve anlayışlar sürekli değişmektedir. Zamanla, kişilerde ve toplumlarda yeni düşünce ve anlayışlar gelişmektedir. İnsanoğlu bu hususta sürekli devinim ve gelişim içerisindedir. Dolayısıyla geçmişe ve tarihe yeniden bakmak, yeni anlamlar ve farklı yaklaşımlar çıkarmak, günümüz ve gelecek için önem ifade edebilir.

Daha önce de belirtildiği üzere yaşam (tarih) bazı açılardan, çizgisel olsa da bazı açılardan da çevrimseldir. Değişim ise kaçınılmazdır. Hayatta pek çok şey sürekli değişmektedir. Yıllar önce çekilen fotoğraflar ile yıllar sonra çekilenler arasında, gerek şahıslar gerekse de mekânlar açısından birçok fark görülecektir. Aşağıdaki fotoğrafta da Mustafa Küçükoğlu (sol ön baştan 1.), merhum Necati Eskici (sol arka baştan 2.), Necdet Çeper (sağ ön baştan 2.), Halise Eskici (sağ ön baştan 1.) hocalarımız ile okul arkadaşlarımızın ve şahsımın hatta lisenin yıllar sonra değişimini, Mezunlar Buluşması’ndan kalan bir anıdan gözlemek mümkündür.

Ayrıca geçmişteki yaşanmış olaylara, belli bir zaman sonra bakmak, onları değerlendirmek ve anlamak noktasında faydalı olabilir. Çünkü yaşam geçmişe bakarak anlam kazanmaktadır. Bakış ile ilgili iki hususun belirtilmesi de önemlidir. Birincisi, bugünden geçmişe bakarken mutlaka geçmişin koşullarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İkincisi de geçmişteki olaylar bizatihi yaşanmış da olsa, birçok nedenden dolayı büyük resim (olayın bütünü) ortaya çıkmayabilir. Birinci koşulun oluşmaması, ikincinin de oluşması durumunda ise hatalı değerlendirmeler veya sonuçlar ortaya çıkabilir. Birincisinde koşullar yeterince değerlendirilmediğinden; ikincisinde de tabiri caizse taşlar yerine oturmadığından elde edilen sonuçlar çok da sağlıklı olmayabilir. Bu bakımdan, Tarihin metotlarını bilmek de gerekir. Dolayısıyla tüm hakikatleri tarihten çıkarmak belki de bu noktada oldukça zor olabilir…

Bu yazıya biraz da geçmişte yaşadığım ve gözlemlediğim olayların, aklıselim değerlendirilmesi olarak bakılmasının, daha anlamlı olacağını düşünmekteyim. Zira artık taşlar yerine oturmuş, büyük resim de aşağı yukarı ortaya çıkmıştır…

Ortaokuldan mezun olduktan sonra rahmetli babacığım yurt dışında olduğundan, rahmetli anacığımla Sümer Lisesi’ne kayıt olmaya gittik. Okula vardığımızda, kaydımı okulun müdürü ve sonrasında edebiyat hocamız olan Bedri Balcıoğlu Bey yaptı. Daha önce de ifade etmiştim, lise benim için farklı bir alana ve dünyaya açılan kapıydı. Ancak o zamanlar, şehrimiz ve okulumuzda ideolojik çatışmalar yeni yeni başlamıştı. Çatışmalar her gün yavaş yavaş da artmaktaydı. Lise birinci sınıfın birinci döneminin sonlarına doğru ise okulda da olaylar hızlı bir tırmanışa geçmişti. Boykotlar, yönetimi hiçe saymalar, kavgalar, kamplaşmalar hat safhaya ulaşmıştı…

Bedri Bey belli bir müddet, Edebiyat dersimize de gelmişti. Kendisini; sakin, babacan ve dersini iyi anlatan hoca olarak anımsıyorum. Fakat idari görevinden dolayı dersine yeterince zaman ayıramadığını da düşünüyorum. Bir süre sonra da aniden okuldan ayrıldı. Yanılmıyorsam, ikinci dönem artık yoktu. Yerine Mustafa Küçükoğlu Hoca atanmıştı.

Mustafa Hoca, Bedri Bey’den çok farklıydı. Onun zamanında artık siyasal olaylar, hem ülke genelinde hem de okulda artık kontrolden tamamen çıkmıştı. Kaotik ortam, her yerde egemendi. Mahalleler bölünmüştü, kahvehaneler bölünmüştü, okullar bölünmüştü. Gençliğin bir kısmı artık bu kaotik yapının içinde, yönetimi devralmak arzusu içindeydi. Her yerde korku hüküm sürüyordu. Okulda gün geçmesin ki bir olay olmasın. Yürüyüşler, protestolar, bölünmeler ve en kötüsü de kavgalar…

Mustafa Hoca işte tam bu ortamda yönetime geldi, okula müdür oldu. Yönetimi öğrencilere bırakmaya da hiç niyeti yoktu. Tavrı netti ve çok sertti. Adeta herkese meydan okuyordu. Hiçbir ayırım yapmıyordu. Yanlış yapan, kim olursa olsun acımıyordu. Çok çetin bir mücadele de veriyordu…

O dönemler, hocadan korkmayan öğrenci hemen hemen yoktu. Tüm bunlara rağmen olayların içindeki öğrencilerin de mücadeleyi bırakmaya niyeti yoktu. Aralarında müthiş bir rekabet başlamıştı. İki tarafta inatçı ve sertti. Öğrenciler sertleştikçe, hoca daha da sertleşiyordu. Ara sıra öğrencileri okulun bahçesinde topluyor, okulda düzenin sağlanması ile ilgili konuşmalar yapıyor, bir oraya bir buraya koşuşturuyor, yönetime karşı olanlara da fırsat vermiyordu… Diğer öğrenciler de hem olayların içindeki öğrencilerden hem de hocadan korkuyordu…

Tüm bunlara rağmen söz konusu gergin ortamda, ders yapılmaya çalışılıyordu. O dönemler özveri ile çalışan pek çok hocamız vardı. Bir tarafta ne zaman, ne olacağı belli değil iken diğer tarafta da hiçbir şey olmuyormuş gibi ders yapılıyordu. Tıpkı Titanik Gemisi batarken batışa aldırış etmeyip, müzik çalmaya devam eden orkestra gibi… Bugün anlıyorum ki arka planda, bizim görmediğimiz alanlarda, olayları göğüsleyen Mustafa Hoca varmış. Sosyal medyada eski Sümer Lisesi mezunu bir arkadaşımızın dediği gibi “Hoca özel birisi ve emekleri de unutulmamalıdır”.

Bazen arkadaşlarıma, o dönemlerdeki olaylardan ve hocalardan bahsederken Mustafa Hocamızı ihmal ettiğimizi, hep düşünürdüm. Ancak onun müdür olduğu dönemlerle ilgili çok da güzel anılarımız olmadı. Okulda derslerin dışında, başka bir etkinlik hemen hemen yapılamıyordu. Yazının başlığında da ifade ettiğim üzere o, zor zamanda idarecilik yaptı. İsmet Özel’in ifadesiyle de ‘zor zamanda’ konuştu. Yaptıkları da unutulmadı. Kaldı ki balık unutsa bile Halik unutmayacaktı…

O dönemler kendisini sert, katı ve aşırı disiplinli birisi olarak tanıdım. İşin doğrusu, tüm öğrenciler gibi biraz da çekindim. Yıllar sonra, Kayseri’de kendisini görünce, hemen yanına varıp, kendimi tanıtıp, konuşmaya başladım. Konuşmadan sonra anladım ki aslında altın gibi bir kalbi vardı. Ayrıca o günleri, biraz daha objektif, tecrübeyle değerlendirince de ne emekler ve mücadeleler verdiğini fark ettim. Zira yaşamda akademik bilgilerin tecrübe ile desteklenmediği sürece, bir eksikliğin oluştuğunu hep gördüm. Yeterli tecrübesi olmayanların bilgili de olsa gerçeklikten uzak olduğuna, şahit oldum. Bu yüzden yaşamda, tecrübenin de önemli bir yerinin olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak tecrübe de zamanla, yaşanarak biraz da zorluklarla mücadele ederek kazanılmaktadır…

Zamanın, hakikatleri er geç ortaya çıkarması gibi özelliği de vardır. Hakikatler belli bir süre örtülse veya anlaşılmasa da bir gün açığa çıkacak veya anlaşılacaktır. Bu yüzden yıllar sonra da olsa Mustafa Hocamızın emeklerinin çok az kısmını, bir yazı ile de olsa belirtmek, benim için mutluluk vericidir. Bu, o ve onun gibi değerlerin emeklerini ortaya koymada çok da yeterli olmasa da çorbada tuz misali, bana onur verecektir. Kendisine bu vesileyle Allah’tan sağlık ve uzun ömürler diler, saygılar sunarım…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları