KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


YAVAŞ YAVAŞ ÇEMBERİN DIŞINA İTİLMEK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili DOSTLARIM;

"Son zamanlarda yazdıklarınızda bir hüzün seziyorum" diyen dost uyarısını, “Bir hüznün lafı mı olur” diyerek hafife almıştım…

Lakin dün gece sohbet ettiğim dostlar da "Çok hüzünlü gördük seni" dediklerinde,

“Hım” diyerek elimi çeneme atmak zorunda kaldım.

Keşke, Aylin Atalay ve Candan Erçetin'in de sizin gibi dostları olsaydı da

Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca…

Çok mu kalender gördünüz derdimi paylaşmayınca” sözlerini yazmasalardı…

Diye iç geçirdim.

İnsanlar güzel bir şarkıdan mahrum kalırdı,

Orası ayrı,

Ancak en azından iki kişi,

Şu gamlı – kasvetli hayatın içinde,

Göründüğü gibi kalma mutluluğunu yaşardı.

Neyse biz asıl konumuza dönelim.

Biz asıl bu fakiri hüzünlü gösteren derde gelelim.

Derdim hitap ve muhatap meselesi erenler…

Estetik yönden bakınca;

Karacoğlan’a “Bana kara diyen dilber” dedirten hal ” de denilebilir kısmen…

O kadar basit mi bilmem ama bu fakirin derdi,

Karacoğlan'dan da beter” dostlar...

Önceki gün Cumhuriyet Meydanı’nda koşar adım yürürken yanlışlıkla tramvayın giriş yerine arka kısımdaki turnikeyi kullanılmayan yönelmiştim...

"Hey amca, yanlış yere gidiyorsun, bak tramvay girişi burada!" diyen sesi duyunca fark ettim yaptığım hatayı.

Minnettarlıkla, "Teşekkür ederim!" diyerek sesin sahibine dönünce,

"Bana amca diyen dilber" demek geçiverdi içimden.

Amca sözüne alışığım uzun zamandır.

Artık otobüste ve tramvayda "Buyur amca" diye yer veren genç sayısı ayda 4'e 5'e kadar yükseldi.

Gençlerin yaşlılara saygı duymadığı ve toplu taşıma araçlarında yer vermeye bile tenezzül etmediklerine dair şikayetlerin havada uçuştuğu bir ülkede bu ortalama benim gibi henüz 52 yaşında ve yaşıtlarından yaşlı gösteren birisi için hayli iyi sayılır..

Beterin beteri var derler ya!

Karacoğlan yatsın kalksın şükretsin haline!

Ya elinde "Sipsi"yi andıran sigarasıyla 50-45 yaşlarında,

Kılığıyla "Pasaklı Sally"i andıran bir hanım!

Ona amca diye seslense idi ne yapardı acaba?

Öyle ki bir kız bana emmi dese zerrece üzülmezdim.

"Bir yiğide emmi demek güç olur" denilecek çağda değilim ama,

"Emmi" diyenden diyene de fark var,

Öyle değil mi yarenlerim?

İçinde kötülük yok,

Biliyorum;

Benim de yok ama..." diye

Dervişçe geçiştiriyorum…

Ve daha beter muhatap ve hitaplara maruz kalanları da düşünüyorum ister istemez...

Yiğidi gam,

İnsanı muhatap olunan hüzünlendiriyor bazen...

50-55 yaşlarında bir kadın;

52 yaşındaki adama amca diyorsa,

Mutlaka bir hikmeti olmalı!

Öyle değil mi sevgili dostlar…

Sözün özü yarenler

He ne kadar yaşlılığı kendimiz yakıştırmaz isek de

Zaman hızla akıp gitmekte…

Ve geriye sayım hızlı bir şeklide devam etmekte…

Önceki gün üniversiteden bir dostum

90’lı yıllarda okulda çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşmış…

Aradan geçen 30 yıllık zamanda ki dile kolay 30yıl…

Ne kadar çok şey değişmiş hayatlarımızda…

Bu fotoğrafla bir kez daha anladık…

Artık amca –dayı

Hatta ‘Dede’ gibi hitaplara alışmak gerekiyor…

Alışmak gerekiyor

Saçlardaki aklara

Alışmak gerekiyor yüzlerdeki kalın çizgilere

Alışmak gerekiyor yavaş yavaş hayatın dışına itilmeye…

Unutulmaya,

Kale alınmamaya,

Umursanmamaya,

Görmezden gelinmeye,

Sık sık azarlanmalara,

Sevgisizliğe,

Yavaş yavaş çemberin dışına itilmeye…

Eeee… Yaş kemale ermekte yarenlerim

Yaşlık zor zanaat.

İkinci bahar umutları ile geçip gidecek ömür.

Ve gün gelecek nokta konacak.

Emmi, dayı, amca, dede…

Bütün hitaplar,

Bütün söylemler yitirecek manasını

Görünen köyün uzağı olmuyor erenler.

İhtiyarlık kapıda

Gürkan Ofis Mobilyaları