KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


ASIM CENGİZ GÜR


ÜMİT KESME RAHMETTEN!

NOTLAR – Asım Cengiz GÜR


Bu dünya hayatı bir imtihandır; verilen nimetler ve mahrumiyetler hep bu sebeple. Fıtraten dünyaya, geçici lezzetlere meylimiz var. Bu sebeple, Yaradanımızın, kitapları ve elçileri vasıtası ile bize bildirmiş olduğu helal-haram dairesinde ihmallerde bulunuruz. Hepimiz günahkarız, şu veya bu itaatsizlik veya asilikten dolayı. Ama akıllı insan, yaptığı hatanın farkına varıp, bağışlaması bol Rabbi’ne dönen, afv ve mağfiret dileyen ve sonraki hayatında bu hatalara düşmemek için azami hassasiyet ve gayret gösteren insandır. Cennetten çıkartılan Âdem (a.s.) atamızın yaptığı gibi. Böyle bir hayatı sürdürmek için azami gayreti göstermek, cennete girmeye vesile olur. Kimi de inad eder ve eşkıya olarak cehennemi kazanır, cennetten çıkartılan lanetlenmiş Şeytan gibi. Şeytan yanına dost arar ve hata-kusur işleyen (ki hangimiz işlemiyoruz) kullara gelir ve "Battı balık yan gider” dedirtir insana.. Yâni, bir felâket oldu mu, artık öyle gider... Bazıları da diyorlar ki: "Borç bini geçince, bini geçtikten sonra, insan baklavayla börek yer" Yâni, nasıl olsa borcu ödeyemeyecek duruma geldim diye, aldırmaz artık... Böylece insan ümitsizliğe düşer, kendisine sunulan imkan ve fırsatları değerlendiremez olur. Bu doğru değildir. Allah`ın rahmetinden ümit kesmek olmaz, bunu unutmamalıyız.

Kerim Kitabımızda :“De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey nefislerine karşı (günah işleyip) aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah (şirk koşan ve inkâr edenler dışında, dilediği kimseler için) bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir” buyuruluyor.

Burada Allah ümidinizi kesmeyin diye emretmiş olduğundan; bir insan, "Allah beni affetmez!" diye ümitsizliğe düşse; bu günahtır, haramdır. İçimizden veya dışımızdan birisi, "Çok günahkârım! Söyleyemeyeceğim çok suçlarım var... Esrar içtim, kaçakçılık yaptım, şöyle ettim, böyle ettim... Her halde Allah beni affetmez! Benim işim bitik..." diye düşünse; o düşüncesi doğru değildir, yasaktır, haramdır ve günahtır. Çünkü, Allah affedebilir, affeder, affedeceğini bildirmiştir. Hatırlarsanız Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sağlığında, amcası Hazret-i Hamza`yı, arkasından yanaşıp da savaşla meşgul iken bir hücum edip, bir mızrak sallayıp şehid eden, Vahşî diye Ebû Süfyan`ın hanımı Hind`in kölesi biri vardı ve Hind, demişti ki ona: “(Hz. Hamza’yı işaret ederek) Şunu öldürürsen, hürsün bugün... Öldürebilirsen, sana hürriyetini bağışlayacağım!”

Vahşi de hürriyetini elde etmek için, herşeyi bıraktı, fırsat kolladı. Eline mızrağı aldı, savaşanların arasından süzüldü, sıyrıldı, saklandı, bekledi, pusu kurdu. Uhud Harbi`nde Hasret-i Hamza arslanlar gibi çarpışırken, arkasından şehid etti. Hazret-i Hamza`yı şehid eden Vahşî; onu öldürmeğe teşvik eden Hind isimli kadın ve onun kocası olan Peygamber Efendimiz`e kan kusturmuş olan Ebû Süfyan isimli kişiler ve bunlara benzer kişiler için neler düşünürüz, haklarında aklımızdan neler geçer kim bilir. Fakat bunların hepsi sonraki yıllarda sahabe oldu, hepsi imana geldi. Hepsi cennete girecek; ama er, ama geç hepsi cennete girecek. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlar ki:  "İslâm, İslâm`dan önceki günahların hepsini silen bir olaydır. Bir insan müslüman olmuşsa, müslüman olmasından önceki bütün günahları silinir."

Evet, insanlar hidayete erince, temiz bir sayfa açılır kendilerine. Sonraki hayatlarında da gayretli olurlar ise, yüksek nimet ve derecelere erişebilirler; önceden Müslüman olmuşlar gibi. Hatta bazen, sonradan iman edenler, önceden iman edenleri de maneviyatta geçebilirler. Onun için insan mutlaka iman nimetine erişmeli ve sonra da hayatını Allah’ın razı olacağı bir hal ile sürdürmeye gayret etmelidir. Ancak insan fıtratı gereği hata, kusur, günah işleyebilir. Bu durumda insan tevbe etmelidir; Tevbe-i Nasuh ayarında. Çünkü "Allah tevbe eden kulları sever" ve “(gerçek anlamda) tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir”. Bazen “olur mu, benim haklarım ne olacak” deniliyor. Hz. Ali efendimizden bir söz naklediliyor; buyurmuş ki mübarek:

“Tevbe, dil ile ‘estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah’ demek değildir. Asıl tevbe, yapmış olduğunun yanlışın farkına varmak, bunda (Allah’a karşı işlenmiş olduğu için) büyük bir pişmanlık duymak, bunu zihnen ve kalben hissetmek, tek kurtuluş yolunun Allah’ın affına müracaat etmek olduğu bilinci ile Allah’a yönelerek ondan afv ve mağfiret dilemek, işlenmiş olan bu günah bir kul hakkına tecavüz şeklinde gerçekleşmiş ise o insan ile helalleşmek ve bir daha bu hataya düşmemeye kesin karar vererek, dikkatli bir yaşam sürmektir”. Dolayısı ile gerçek tevbe “peki benim hakkım ne olacak” sorusunu sordurmayan tevbedir. Yoksa Yüce Rabbimiz, “sonradan pişman olup dönüş yapılmayan, kendisine şirk koşulması” ve “bir kulda bulunun hak” dışındaki her günahı afv edebileceğini beyan ediyor. Allah’ın Esmâ-i Hüsnâ’sından birisi de bilindiği gibi “et-Tevvâb”dır. Tevvâb, sonsuz derecede dönen; dönmesi, yâni teveccüh etmesi çok olan demek. Yâni, yüz vermiyorken yüz vermeye başlaması; iltifat etmiyorken, iltifat buyurması; teveccüh etmiyorken, teveccüh etmesi... Ondan yana teveccüh etmesi, dönmesi demek. Tevvâb; tevbeyi kabul etmesi, kuluna teveccühü, dönüşü çok olan demektir. Onun için “Ey rahmeti bol padişah, cürmüm ile geldim sana” denilmiştir.

Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bir sahabi “Ey Allah´ın Resulü, nasuh tövbesi nedir?” diye sordu. Efendimiz (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Kişinin yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah´a özrünü arz edip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi günaha dönmemesidir”. Evet, Kul hatâsız olmaz, ama önemli olan hatâda ısrar etmemektir. Sonunda Allah´a döndükten sonra, kul hakkı ve şirkin dışında her hata affedilebilir. Mevlânâ´mızın türbe girişinde yazdığı gibi “yüz kere tövbeni bozmuş da olsan yine gel. Ümitsizlik kapısı değildir bu (Allah´ın bağışlama kapısı)”. Son nefese kadar tövbe (Allah´ın izniyle) kabul görür. Ancak nefis ve şeytan insanı oyalar: “Daha vakit var, nasıl olsa tövbe edersin, bu kötü işi terk edersin” der. Unutmayalım ki, ölüm belirli bir vadede geliyor ise de biz bu vadeden habersiz yaşarız. Ölüm: Belki yarın belki daha yakındır.

Yüce Allah (c.c.), kulluğumuzun ve O´nun Rabliğinin, ihsanının, ikramının, mağfiretinin büyüklüğünün farkında olmayı, O’ndan ümit kesmemeyi ve hatalarımızı, kusurlarımızı tahlil edip, onlardan tövbe ederek kesin dönüşler yapmayı  hepimize nasib ve müyesser eylesin.

Gürkan Ofis Mobilyaları