KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


SUYU KESİLMİŞ DEĞİRMEN MİSALİ YALNIZ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili DOSTLARIM;

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar

Kıyametin ne zaman kopacak diye?

“Büyük kıyamet mi, küçük kıyamet mi?” demiş Hoca!

“Büyüğü anladık da, küçük kıyamet nedir?” demişler.

Hoca bıyık altından gülerek şöyle demiş:

“Karım ölünce küçük kıyamet olur” demiş iç çekerek.

Yine nereden geldik bu konuya?

Dostlarım;

Önceki akşam Emin Amcam ile konuştum.

Amcam yaklaşık 2 yıl önce yengemi kaybetti.

Kışları oğlunun yanına gitti İstanbul’a

Ve kızının yanına geliyor Kayseri şehir merkezine zaman zaman…

Ve geri kalan zamanda köydeki evinde geçiriyor bir başına.

Geçenlerde de düşüp kolunu kırmış

Bir süre yine çocuklarına kalıp, yine köye dönmüş

Hali ile sıkılıp, çekiniyor çocuklarının düzenini bozmaktan ve evinde kalmayı tercih ediyor.

Amcamla konuştuktan sonra gayri ihtiyari mırıldanır ses tonu ile “Adamın evi yıkılmış ” deyiverdim…

Ölüm zor

Ölüm acısına katlanmak çok çok zor

Lakin bir ömrü beraber tüketmiş eşlerden birinin bir diğerini geride bırakıp gitmesi sanırım çok daha zor olsa gerek…

Her dakika birlikte olduğunuz

Nefesine nefes kattığınız

Acı’da

Mutluluk’ da

Umut’ta

Hep beraber olduğunuz hayat arkadaşınızın

Apansız çıkıvermesi hayatınızdan hiç kolay olmasa gerek

Yüce Yaradan geçinden versin lakin

Katlanmak da ayrı bir hayatın gerçeği…

Dostlarım;

Geçtiğimiz günlerde annesini kaybeden bir arkadaşımızla sohbet ederken baban nasıl?

Biraz olsun alışabildi mi annenin yokluğuna? diye sorduk.

Aldığımız cevap son derece hazin oldu.

Arkadaşımız:

“Nerdeee her gün mezarlıkta, hiçbir yerlere sığamıyor

Hiç birimizin yanına gelmek istemiyor.

İlla da kendi evinde kalmak istiyor.

Babamın durumundan annemin yokluğunu düşünemez olduk” deyince

Bir an hocanın hicivli cevabı geliverdi aklıma erenler…

İşte tam bam telinin ses verdiği zamandır diye geçirdim içimden…

Düşünün bir kere sevgili dostlarım;

Bir ömrü birlikte geçiriyorsunuz, acısı ile tatlısı ile yılları geride bırakıp, aynı yastığa baş koyuyorsunuz tam kırk yıl ve gün geliyor alışmaya çalışıyorsunuz yokluğuna…

Her bir köşesinde farklı anıları ile dolu bir evde;

Kokusunu,

Sesini duymaya çalışıp

Onun nokta koyduğu hayta siz virgül atıp devam etmek zorunda kalıyorsunuz.

Daha bundan acı, ızdırap verici ne olabilir ki…

Sırt- sırta,

Omuz - omuza binlerce sıkıntıya göğüs gerdiğiniz hayat arkadaşınız,

Can yoldaşınız yok artık yanınızda.

Her akşam birlikte aynı yastığa baş koyduğunuz,

Her sabah birlikte uyandığınız can yoldaşınız yok yanı başınızda.

Ömrünüzün son demlerinde

Sıkıntılarınızı paylaşacak,

Dertleşecek,

Sabah sizinle namaza kalkıp,

Akşam torunları görmeye gidecek…

Mekanları cennet olsun sevgili dedem ve anneannemi hatırlıyorum.

Sabah namazı sonrası odalarında sabah çaylarını yudumlarken yaptıkları sohbetler,

Tatlı çekişmeler…

Ve dedemden sonra anneannemin suyu kesilmiş değirmen misali yapayalnız kalışı…

İşte arkadaşımın annesini ölümün ardından babasına dair anlattıkları nedense tarifsiz bir acı ve ürperti bıraktı içimde dostlarım.

Tıpkı hocanın latifesindeki gibi küçük kıyamet tahayyül etti gözümde.

Bütün bunları düşünürken yıllar önce okuduğum küçük bir öykü geldi yadıma ve sizlerle paylaşmak istedim…

İmam mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi.

O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam:

“Onu ne kadar çok sevdim " diyerek çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı.

Yaşlı adamın yaşlı sesi törenin asil sessizliğini bozmuştu.

Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı,

Utanç içindeydiler.

Yetişkin çocukları alı al, moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar:

"Tamam baba. Seni anlıyoruz ."

Yaşlı adam gözlerini dikmiş kazılan mezara indirilen hayat arkadaşının cansız bedenine bakıyordu ...

Cenaze mezara indirilmiş,

Mezar toprakla kapatılmış,

Herkes yavaş yavaş mezarlığı terk etmeye hazırlanıyor yaşlı adam ise hala:

"Onu ne kadar çok sevdim" diye sesli sesli konuşuyordu.

Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler,

Ama o devam etti,

"Onu sevmiştim!"

Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken,

Yaşlı adam gitmemekte direniyordu.

Gözlerini mezara dikmiş bakıyordu.

İmam yaklaştı:

"Kendinizi nasıl hissettiğinizi biliyorum, ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve takdir-i ilahi deyip, şükretmelisiniz ." dedi.

 Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha "Onu ne kadar çok sevdim "diyerek söylendi.

"Beni anlamıyorsunuz ," dedi İmam’a "Ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim ."

Zil çalmadığı sürece zil değildir dostlarım;

Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir.

Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır.

Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir...

Öykünün kahramanı gibi

Son dakikada pişmanlık yaşamamak adına

Henüz fırsat varken, hayatımızdakilerin kıymetini bilelim dostlarım.

Gün gelecek ölüm denilen olgu hepimizin kapısını çalacak

“Seni seviyorum” demeyi o güne bırakmayalım…

Zira gün geliyor suyu kuruyup kesilmiş bir değirmen misali kalakalıyoruz pişmanlıklarımızla.

Gürkan Ofis Mobilyaları