KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


SUSKUN BESTEKÂRLAR DİLE GELSİN…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Yine bu fakiri çok derinden yaralayan bir konuya NEŞTER atmak

2021 yılının ikinci ayına başladığımız bu günlerde

Yeni bakış açıları geliştirip

Gündelik hayatımıza daha rafine alışkanlıklar katmamız gerektiğinin altını çizeceğim…

Yarenlerim;

Bizler aslında çok uzun zamandır gerçek anlamda müzik dinlemiyoruz.

Dahası aslında toplum olarak artık gündemimizde musiki yok noktasında!

Duygu yok!

His yok!

İncelik yok!      

Yürek sızıları yok!!!

Daha da vahim bir gerçek var ki erenler;

Kaliteli eser de yok…

Yapılmıyor,

Yapılamıyor…

Millet olarak artık;

Türk Sanat Müziği,

Türk Halk Müziği gibi kadim ve geleneksel sanatlarımızı bir kenara itmiş,

Kendimizi dizilerle, siyaset ve spor ile avutuyoruz.

Çok değil en fazla on beş- yirmi yıl evvel

Her hafta yepyeni bir Türk musikisi eseri gündeme düşer;

En azından genel anlamda bir musiki kültürünün varlığını hissettirirdi.

Geçen zaman içinde özellikle özel televizyon ve radyolarda,

Neredeyse unutulan ve bütünüyle dedikodu ve tartışma programlarına,

Ve dahi dizilere yer verilen son yıllarda;

Musikimizin ve sanatçılarımızın

İçine düşürüldüğü darboğazı tahmin etmek zor olmasa gerek…

Daha birkaç yıl önce

Nitelikli birkaç yarışma programıyla halkın dikkati yeniden musikiye çekilirken,

Bir anda bu tür programlara yüz çevrildi her nedense!

Hatırlayın erenler ne çok bestekârımız vardı şarkılarıyla gündem olan.

Erol Sayan, Yusuf Nalkesen, Necdet Tokatlıoğlu, Ziya Taşkent, Yıldırım Gürses, Avni Anıl…

Her biri bir diğerinden yıldız,

Her biri bir diğerinden değerli bestekârlar.

Gündeme duygulu ve içli şarkılarıyla damgasını vurur ve aylarca o şarkılar dilden dile dolaşırdı.

En son TRT İzmir sanatçısı Selim Öztaş’ın ‘Güz Gülleri’ adlı eseri ile adeta nokta kondu.

Sonra bir şey oldu sanki.

İçli şarkıların sesi soluğu kesiliverdi ansızın.

Bestekârlar sustu,

Güfteciler küstü ve sanatçılar pustular!

Bir de hayata usulca veda edip de yıllar sonra haberimiz olanlar oldu.

Böyle bir ismin aslında tam beş yıl önce aramızdan ayrıldığını ben gafil bile henüz öğrendim.

 Derin bir üzüntü doldu yüreğime…

Meğer Necdet Tokatlıoğlu’da aramızdan ayrılmış!

Sessiz ve hüzünlü…

Dostlarım;

Birbirinden güzel ve içli şarkıların bestekârı ve Türk Musikisinin duygulu sesi Necdet Tokatlıoğlu

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın şarkılarının,

En çok sevdiğim bestekârıydı.

Yaptığı sayısız besteyle Türk Musiki Tarihi’ne ismini altın harflerle yazdıran Tokatlıoğlu’nun birbirinden güzel şarkıları birbiri ardına aklıma geldi bir anda.

Onlar ne güzel şarkılardı;

Ne içli bestelerdi!

Günümüzün maddeye boğulmuş aşkları bestelerde kendini “Allah senin belanı versin” sözleriyle kendini ifade ederken;

Merhum Tokatlıoğlu’nun ‘Dua’ adlı şarkısı bütün bu keşmekeşe ne güzel cevap veriyor hatırlayın erenler…

“Gitmesin gözlerinde pırıl pırıl arzular

Eksilmesin yüzünde o tebessüm o bahar

Tanrı seni korusun kem gözlerden saklasın

Ağartmasın saçını o geçen zalim yıllar”

Yarenlerim;

İnternetin acımasız rekabeti,

Geniş halk kitlelerinin müziğe olan ilgisini kaybetmesi,

Müzik dünyasını olumsuz etkilemiş ve piyasayı durma noktasına getirmiş ne yazık ki…

Ve acı bir diğer tespitimiz;

Eskiden genç yaşlı, orta yaşlı demeden her yaş gurubuna hitap eden müzikler yapılıyordu.

Şimdi sadece liseliler için oldukça niteliksiz ve gürültülü müzik yapılıyor desek abartmış olmayız herhalde.

Farkında değimlisiniz kaç yıldır yeni bir Sanat Müziği eseri gündeme gelmedi!

Sanatçılar sadece bir avuç kalmış müziksevere eski plaklarıyla ulaşmaya çalışıyorlar.

Bin tane CD bile satamayan sanatçılar artık yeni çalışma içerisine giremiyor.

Sanatçılar ve plakçılar kaybetmiş gibi görünse de aslında kaybeden toplum olarak bizleriz.

Kültürümüz kaybediliyor!

Yarınlarımız kaybediliyor!

Görünen hazin tabloda müzik piyasası tam anlamıyla tükenmişlik sendromu yaşıyor.

Öte yandan bu durum gündelik ilişkilerimize, aşklarımıza, evliliklerimize ve dostluklarımıza da yansıyor bir şekilde.

Affetmeyi bilmeyen,

Acıma duygusunu kaybetmiş,

Sevgiyi özlemeyi unutan,

Vefayı kaldırıp atan,

Bağlanmayı ve katlanmayı aptallık sayan,

Ağlamayı unutmuş,

Romantizmi ve romantik olmayı aşağılayan taşyürekli kimselere dönüşüyoruz…

Halbuki duygularımızı incelten,

Yaşamımıza nezaket katan bir şeyler olmalı hayatımızda yarenlerim…

Bir insanın musiki kültürü onun eğitim seviyesini ve ruh halini de ortaya koymaz mı dostlarım?

Ecdadımızın musiki ile akıl hastalarını tedavi ettiği ortada iken,

Hiç kimse kalkıp da musikinin lüzumsuz olduğunu savunmasın.

Zira bu abesle iştigalden başka bir şey olmaz…

Müzik sadece zevklenmek için dinlenmez bana göre erenler.

Bazen tefekkür etmek için,

Bazen hislenmek için,

Bazen ağlamak için,

Bazen hatırlamak için,

Bazen âşk’ı yaşamak hissetmek için ihtiyaçtır.

En kötüsü de çocuklarımızın durumu…

Çocuklarımız

Her türlü estetikten, duygudan yoksun teknoloji ile modifiye edilmiş tuhaf müziklerle hayatları kararmakta…

Ne ‘Yine bir Gülnihal’in doyumsuz melodilerini tadabilmekteler,

Nede Aşık Daimi’nin

Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır,

Bülbül Gül Elinde Ah İle Zardır.

Ne Olsa Da Kışın Sonu Bahardır,

Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.

Dizelerinin enfes nağmelerini tadabilmekteler.

Sözün özü erenler değerlerimiz bir bir elden gitmekte.

Lütfen zamanın ve teknolojin çarkları arasında değerlerimizin yok olmasına izin vermeyelim.

Şarkıların sesi soluğu kesilmesin!

Türkülerimiz daha bir gümrah çağıldasın

Aşkı, sevdayı anlatsın…

Mutlu yarınlardan muştular fısıldasın…

Hayatımızda ki manasını kaybetmiş her şeyi bir kenara itip

Güzeli ve güzellikleri koysun hayatımızın odağına…

Gelin 2021 yılında daha çok musiki dinleyip

Kendi müziğimize sahip çıkalım…

Gürkan Ofis Mobilyaları