KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


ASIM CENGİZ GÜR


SALİHLERİ ANMAK

Notlar - Asım Cengiz GÜR


Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ?Sâlihleri anmak, günahlara kefarettir? buyuruyor; yâni sâlihleri yâd etmek, günahların affedilmesine vesÎle olur. Yaygın olan bir söz de ?Sâlihlerin anıldığı yere rahmet iner?dir. Böylece Efendimiz (s.a.v.)´in sâlih kimseleri anmaya, onların hayatlarını anlatmaya, dinlemeye bir bakıma teşvik ediyor. Hatırlarsınız önceki günkü notlarımızda Asr Sûresinde, kurtuluşa eren insanların vasıflarından bahsederken, iman eden (mü´min), güzel ameller işleyen (sâlihler) ve başkaları da (Mü´min ve sâlih olsun diye) hakkı ve sabrı tavsiye ederler (Muslihler) denildiğini aktarmıştır. Bu notlarımızda konu ettiğimiz sâlih insanlar aynı zamanda Muslih yani ıslah edici gayretlerde bulunan insanlardır.

Salihlerin hayatlarını incelediğimiz zaman, Allah´ı sevmenin, Allah´a itaatin, Allah için fedakarlık yapmanın, İbadetlerinde ve top yekün sırat-ı müstekıym üzerinde sabırla yaşadıklarını görmek mümkün oluyor ve onların örnek hayatları ve sözleri de bizim için çok kıymetli bir bilgi kaynağı olmuş oluyor. Yapılan araştırmalarda, dinleyicilerin anlatılan birçok ilmi bilgilerden çok azını hatırlarken, sunumda aktarılan hikaye ve örnekleri hafızalarına daha çok yerleştirdikleri ve sonraki yaşamlarında hatırlayarak örnekledikleri tespit edilmiştir. Aslında bir bakıma Kur´an-ı Kerim ve hadis-i şerifler de de bu metodu görebilmekteyiz. Peygamber Efendilerimizi ve O sâlih/muslih insanları, tanıdıkça, Yüce Rabbimizin alemlere rahmet ve insanlara ?İdeal İnsan/Örnek İnsan? olarak sunduğu sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)´in prensip ve ahlakının günümüze yansımalarını görüyoruz. Böylece bizim de sâlihlerden, muslihlerden olma konusundaki azim ve kararlılığınız perçinleniyor. Her ne yaparsak yapalım, ?İlâhî! Ente maksûdi ve rıdâke matlubi ? Allah´ın maksadım sensin ve ben senin rızanı talep ediyorum? ana fikrinden ve yüksek gayesinden ayrılmamak gerektiğini hatırlıyor insan. Bahsettiğimiz hadis-i şerife istinaden kendimiz ve yeni nesillerimiz bu sâlih/muslih insanlardan haberdar olsun diye, zaman zaman onları anarız. Her sene ve ülkemizin tamamı ile dünyanın bir çok yerinde doğum yıl dönümleri vesilesi yâd edildiği/anıldığı gibi bu sene de yakın dönemin sâlihlerinden iki örnek insanı, Mehmed Zâhid Kotku ve Mahmud Es´ad Coşan (rahmetullahi aleyhim ecmain) hocafendiler bugün Kayseri Eğitim Kültür Ahlak ve Çevre Derneği´nce organize edilen bir etkinlikle anılacaklar, inşaallah.

Bugün yâd edilecek sâlihlerden birisi Mehmed Zâhid Kotku (Rahmetullahi Aleyh) Hocaefendi´dir. 1315 Hicri (1897 miladi) senesinde doğmuş ve 1401 hicri (1980 miladi) senesinde ahirete irtihal eylemiştir. Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla o zamanki Osmanlı toprağı olan Suriye dahil bir çok yerde altı sene süreyle askerlik yaptı. Çeşitli alimlerin, Salihlerin sohbet ve derslerine devam etti ve yine bir sâlih/muslih kişiye Ömer Ziyâeddin-i Dağıstani (rahmetullahi aleyh)´e intisap etti. Henüz yirmiyedi yaşında iken icazetaldı, çeşitli yerlerde hizmetlerde bulundu. Hocasının vefaatinden sonra da sırası ile Serezli Hasib Efendi ve Kazanlı Abdulaziz Bekkine Efendi´ye (rahmetullahi aleyhim ecmain) intisap etti ve son hocasının vefaiti üzerine post nişin oldu. Tanıdığına tanımadığına selam verir, Güleryüz gösterir, gönül alırdı. Çok  mütevâzi idi. Talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendisini ihvânı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını ve kemâlini büyük bir maharetle gizlerdi. Dostlarına vefâsı emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı. Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü yardımı esirgemezdi. Toplumun manevi kalkınmasının yanısıra, ülkemizin maddi kalkınmasını ve güçlenerek İslam alemine örnek olmasını isteyen, bunun için çalışan ve teşviklerde bulunan bir büyük insan idi. Yerli sermaye oluşması ve yerli yatırımlara dönüşmesini, milli sanayinin kurulmasını tavsiye ve öncülük etti. Müslümanların ekonomik işbirliğini önemserdi. Ferdi birikimlerin, kazançların, maharetlerin bir araya getirilmesini ve toplum yararına yatırımlara dönüştürülmesini ister ve teşvik ederdi. ?Görünmeyen Üniversite? ve ?Gönüller Sultanı? olarak adlandırılan Mehmed Zahid Kotku (Rahmetullahi aleyh), hayatın her anına inancın hakim olması için çalışmış, memleketin ancak mevki ve makam düşkünü olmayan insanlar eliyle kalkındırılabileceğine işaretle, bu vasıftaki insanları ülkenin yönetiminde söz sahibi olmaya teşvik etmişlerdir. Son haccından dönerken yaşam felsefesini özetlemiş ve sevenlerine bir miras-nasihat bırakmıştır : ?Ne dervişlikte, ne şeyhlikte, ne imamlıkta iş yok. İş, Allah´ın rızasını kazanabilmekte; iş Allah´ın rızasını kazanabilmekte; iş, Allah´a sevgili kul olabilmektedir?.

Doğum yıldönümleri sebebiyle yâd edilecek bir diğer sâlih/muslih insan Mahmud Es´ad Coşan Hocaefendi Hicrî 1357 (Miladi 1938) yılında doğmuş ve hicri 1422 (Miladi 2001) yılında ahirete irtihal eylemiştir. Çocukluğu ve yetişmesi Osmanlı bakiyesi, Peygamber varisi pek çok alimlerin ve sâlihlerin bulunduğu ortamda geçti. Üniversite hayatında standard bir öğretim üyesi olmadı. Medeniyetimizin dili olan Arapça´ya, Osmanlıca´ya ve Farsça´ya hakimdi. Yaşantısıyla, duruşuyla, kişiliğiyle değerlerini temsil ediyordu. Doğu´yu hem de Batı´yı yakından tanıma fırsatı buldu. İlk dönem dînî Türkçe metinler ve onların yazarları üzerine çalıştı. Bu uğraşları onu Hacı Bektâş-ı Velî ile tanıştırdı, Yunus Emre ile tanıştırdı, Mevlânâ ile tanıştırdı. Hacı Bayrâm-ı Velî ile, Aziz Mahmûd-ı Hüdâyî ile, Abdülehad-ı Nûrî ile tanıştırdı. Osman-ı Gâzî ile, Murad-ı Hüdâvendigâr ile, Fatih Sultan Mehmed ile tanıştırdı. Mustafa Darir ile, Süleyman Çelebi ile, Kadı Hızır Çelebi ile, Sinan Paşa ile, İbrahim-i Müteferrika ile, Hüseyin Vassaf ile tanıştırdı. Onların Hz. Peygamber´in tarzını ve dilini güncellemelerine hayran kaldı, bu üsluba öykündü. Üzerindeki yük ağırdı, temsil ettiği değerlerin mesuliyeti rahat kaçıracak cinstendi. Nihayet, seküler bakış açısına göre gelebileceği son noktaya geldi, ?profesör? oldu. Fikrî kavga ve kargaşanın zirveye ulaştığı dönemlerde bile, muhtelif guruplara mensup öğrencilerin hakemliğine müracaat ettikleri; saygıda kusur etmedikleri bir hoca konumunda oldu. Öğrencileri tarafından sadece ders okutan birisi olarak değil, kendilerine hayatın düsturlarını öğreten bir hoca, ağabey, dost, hatta arkadaş olarak görüldü.Yine o dünyanın mensuplarına göre tam rahat edeceği, bulunduğu koltuğun safasını süreceği bir devrede, 1987 senesinde 49 yaşında iken emekliye ayrılarak, Hocası ve mürşidi Mehmed Zahid Efendi´den aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için gayret etti. Misyonu, Îlâ-yı Kelimetullah için, Rızâ-yı Bârî için Yaradan´ın Hak Dîni´nin yardımcısı olmak idi. Vizyonu, bu misyonu dünyanın her yanına ulaştırmaktı. Yola çıktı. Yolculuk etti. Ayrupa´yı, Amerika´yı, Avustralya´yı, Afrika´yı, Asya´yı? Doğu´yu Uzakdoğu´yu, Batı´yı Uzakbatı´yı? dolaştı. Bu seyahat, Sevgilisi yolunda şehit olarak ruhunu teslim ettiği 4 Şubat 2001 tarihine kadar devam etti. İçi içine sığmadı. Kendisini kasıp kavuran ateş korunun kıvılcımlarını gittiği yerlere dağıtıp başkalarını da bu ateşe ortak etmek istedi. Saati olmayan, ancak vakti öğrenmek isteyen kitlelere, saatin kaç olduğunu söyleyen saatli, karizmatik lider tiplerinden olmadı. İnsanlar ihtiyaç hissettiğinde kendi kollarındaki saatten vakti öğrensin diye, her sorana bir saat veren (herkesi kendine yeterli olmaya sevk eden) mimar lider oldu. Bir nevî ideal bir İslâm toplumu nasıl olmalı ve nasıl mekânlara sahip olmalı sorularına cevaplar aradı ve toplumla paylaştı.

Bu sâlih/muhlis insanların, ?ölmeden önce ölüp?, ?öldükten sonra yaşamanın ne olduğunu öğreten? hocefendilerimizin, Yüce Rabbimiz ruhlarını şâd, kabirlerini pür-nûr ve makamlarını yüksek eylesin.

Gürkan Ofis Mobilyaları