KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


PARANIN HER KAPIYI AÇAMAYACAĞINI…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

51 yaşında bir insanım,

Babayım,

Eşim,

Ağabeyim,

Amcayım,

Dayıyım,

Enişteyim,

Kayınım,

Komşuyum,

Çalışanım…

Ve tükettiğim her yeni günün sonunda,

Bugüne kadar öğrendiğim şeylerin ne kadar da az olduğunu fark edip,

Derin bir yeise kapılıyorum…

Oysa 17 yıllık eğitim hayatım oldu,

Ve 9- 10 yaşlarından beri bıkıp – usanmadan okurum,

İzlerim,

Dinlerim...

Lakin öğrenmenin sonu olmadığına kanaat getirdim erenler!

Ve anladım ki ademoğlu bin yıllık ömrü geride bıraksa da;

Emin olun hayata dair daha öğreneceği onlarca şey olacaktır…

Zira hayat her zaman acı tatlı sürprizlerle dolu…

Hiçbir şey yüzde yüz göründüğü ile aynı değil…

Hiçbir şey kusursuz ve mükemmel değil…

Baktığımız her nesnede,

Konuştuğumuz her insanda,

Kokladığımız her çiçekte,

Tattığımız her lezzette

Her daim “Acaba mı ?” sorusunu yanımızda taşımak gerek…

Ve dahi dostlarım Yüce Yardan dışında hiçbir varlığa yüzde yüz teslimiyet göstermemek gerek düşüncesindeyim…

Doğrusu biraz paranoyak bir bakış açısı olabilir!

Sürekli şüphe ile yaklaşmak,

Her şeyin altında bir bit yeniği aramak;

Belki doğru bir felsefe değil yarenlerim…

Lakin hayatımızın yediğimiz kazıkların ortak bileşkesinden müteşekkil olduğunu görmek istemiyorsak buna mecburuz…

Tabii ki her ademoğlu gönül rahatlığı ile sırtını dayayabileceği insanlar olsun çevresinde ister…

Başı dara düştüğünde sığınacak bir liman,

Başını omzuna yaslayıp ağlayacağı bir sırdaş,

Söylemeden kendisini anlayacak can dostları olsun…

Fakat ataların dediği gibi erenler “Gemicinin istediği rüzgar, her daim esmiyor” …

Bazen meltemlerin tatlı tılsımı ile yıkanırken saçlarımız,

Bazen poyraz ve kaba yelin hoyrat esintileri ile tarumar oluyor...

Emek verip ihtimam gösterdiğimiz onlarca olgu kayan yıldızlar misali çıkıverir apansız hayatımızdan…

Bir kuru teşekkürü bile çok görür en yakınımda duran kişi addettiğimiz insanlar…

Hayat yavaş yavaş öğreniliyor dostlarım…

Yavaş yavaş öğreniyoruz kuşun gagasındaki çöplerin yuva olacağını,

Yavaş yavaş öğreniyoruz yaşlı komşumuz Emine Teyze’nin çehresindeki her çizginin bir acıya tekabül ettiğini,

Yavaş yavaş,

Ve dahi yaşayarak öğreniyoruz paranın her kapıyı açamayacağını…

Hayatın sonsuz olmadığını birde…

Kötülerin her daim tetikte olduğunu,

Zayıflatılmış mikroplar gibi güçsüz düşmemizi bekleyip son darbesini o an indireceğini!

Ancak aciz kalınca anlayıp öğreniyoruz…

Fedakarlıkta sınırlarımızın olması gerektiğini,

“Can” dediklerimizin,

“Canın çıksın” dediğinde fark ediyoruz,

Bahar ve yazların kalıcı olmadığını,

Serin güz rüzgarlarının ardından gelen karakışlarla fark ediyoruz…

“Onsuz olamam,

Onsuz yaşayamam” dediklerimizin;

Hayatımızdan buharlaşırcasına hızlı çıkışında yaşadığımız acı ve kederin ölüm sebebi olmadığını en fazla saçlarımızda renk değişikliği yaratacağını yine yaşayıp tecrübe ederek yavaş yavaş anlıyoruz…

Asıl önemli olanın kendimiz olduğunu yılların acı hatırları ile bir başımıza kaldığımızda fark edip, duvara toslamışçasına canımız yanıyor…

Yavaş yavaş anlıyoruz…

Hayatın ne denli kısa olduğunu,

Ömür defterinin son sayfasına geldiğimizde fark ediyoruz…

Dönüp geriye baktığımızda “Nasıl da çabuk geçti yıllar, ne zaman tükettik bunca kışı - baharı” diye döğünüp hayıflanırken;

Manasız yüzlerce binlerce çekişme,

İhtiras dolu yaşanmışlık kucağımızda içi kof çıkmış ceviz kabukları gibi değersizce öbekler oluştururken öğreniriz ki dün ve bugün tükenmiş…

Yarının esamesi bile okunmamakta…

Hazan rüzgarlarının sararttığı yapraklar yolları tıkarken,

Bizler biliriz ki yeni günün güneşi doğmayacak hayatımıza…

Hanımellerinin, Ramazan pidelerinin artık eski mis kokuyu yaymayacağını,

Muhabbet kuşlarının şen şakrak ötüşlerinin artık neşe vermeyeceğini,

Sabahı müjdeleyen ezan sesinin bir başlangıcı ifade etmeyeceğini o an anlarız…

Geç ve güç olmuştur ama nihayetinde yavaş yavaş da olsa anlamışızdır hayatın üç pula bile alınmayacak değersiz bir mefhum olduğunu…

Hayatı yavaş yavaş anlayıp içselleştirdikten sonra çıkarız o meçhul yolculuğa…

Bineriz meçhule giden geminin kaptan köşküne ve dümen kırarız gizemler diyarına…

Hayatı yavaş yavaş öğrenirken,

Bu öğrenmenin mezara kadar sürdüğünü yaşayarak tecrübe ediyoruz…

Gürkan Ofis Mobilyaları