KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ORGAN BAĞIŞI’NDA FARKINDALIĞIN ÖTESİNE GEÇELİM…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bugün sizlerle toplum olarak yine görmezden geldiğimiz,

Külleri bir solukta mangaldan yok edip,

İş icraata geldiğinde ortadan kaybolduğumuz,

Olayı hep ‘Farkındalık’ aşamasında bırakıp bir türlü gerçek manada bilinçlenemediğimiz,

Kanayan yarlarımızdan bir olan ’Organ Bağışı’ konusuna ‘NEŞTER’ atmak istiyorum…

‘Organ Bağışı’ haftası geride kaldı

Sağlık Bakanlığı türlü mecralarda,

Farklı platfomlarda bilgilendirmeler yaparak insanlarımıza organ bağışlamaya ikna etmeye çalıştı.

Yani türlü etkinliklerle ‘Organ Bağışı’ konusunda farkındalık oluşturulmaya çalışıldı.

Yarenlerim tam bir ‘Kör Döğüşü’ bu konu.

Zira ülkemizde her yıl binlerce kişi böbrek nakli için sıra beklerken hayatını kaybediyor.

‘Farkındalık’ artsa da,

‘ Organ Bağışı’ oranları hâlâ yetersiz.

Aslında hepimizin son derece yakından bildiğimiz,

Kendi ailemizde olmasa da yakın çevremizde sık sık yaşadığımız bir konu.

Zira uzmanlar dünya üzerinde 1 milyara yakın insanın organ yetmezliği sorunu yaşadığı ve organ bağışı beklediğini dillendiriyorlar…

Evet bu konu ben fakire de hiç uzak değil.

Hatta çocukluğumdan beri yakından bildiğim bir konu.

Rahmetli annemin iki amca oğlu rahmetli Şahin dayı ve Vedat böbrek yetmeliği neni ile hayata veda ettiler…

Üsteli Şahin dayı ablasının böbreği nakledildi…

Ancak 30 -40 yıl öncenin teknolojisi ile ne yazık ki nakilden 8 yıl sonra o böbrekte çürüdü ve öldü…

Ve yine hala kızım Şenol’da daha 15 yaşında böbrek yetmezliği sonucu daha hayatının baharında hayata veda etti…

Yani konu son derece yakından bildiğim bir konu…

Özellikle rahmetli Vedat’ın hastalığı sürecinde bende Ankara’da üniversite öğrencisiydim.

Ve Kayseri’de diyaliz merkezleri olmadığı için ki sen 1990 rahmetli haftada iki defa Anakara’ya gidip gelmek zorunda kalıyordu…

Tabii çok yıllar geçti.

Şükürler olsun artık her ilde, hatta ilçelerde diyaliz merkezleri mevcut.

Ancak geçen zaman toplumuzda ki organ bağışı konusunda bilinçlenmeyi sağlayamadı.

Kimse organlarını bağışlamaya yanaşmıyor.

Hatta kadavradan organ temin etme konusunda bile son derece cimri davranıyoruz…

Geçenlerde okudu geçirdiği motosiklet kazası sonucu “BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞEN” bir ünlünün eşi, verdiği röportajda “Eşim komada ama yaşıyor” diyor.

Bu iki çelişen ifade Türkiye’de kadavradan organ bağışının niçin yüzde, binde değil milyondalık kesirlerle ifade edildiğini anlatmaya yetiyor da artıyor bile erenler…

Oysa uzmanlar “‘Beyin Ölümü’ için konusunda uzman en az iki hekimin muayene ve testler ile tespit ettiği, beyin fonksiyonlarının GERİ DÖNÜŞSÜZ bozulduğu ve beynin harap olduğu durumdur. Kişi, komanın aksine makineye (mekanik ventilatör) bağlı olmadan nefes dahi alamaz. Günümüze kadar tanı konulan on milyonlarca beyin ölümünden bir tane dahi geri dönüş olmamıştır, olması da mantığa ve bilimin bilgi birikimine aykırıdır” şeklinde değerlendiriyorlar…

Ve yine “‘Koma Hali’ne ise bilincin ve kompleks zihinsel işlevlerin yerinde olmayıp, temel yaşamsal işlevlerin vücut tarafından yürütülebildiği bir yaşamdır” diyorlar…

‘Beyin Ölümü’nü takiben bütün tıbbi desteklere rağmen kişi birkaç saat ile birkaç gün içerisinde kaybedilir.

Bu süreç içerisinde ise sadece makineler ve tıbbi müdahaleler ile devam ettirilebilen bir ‘yapay yaşam’ durumu vardır.

Bu süreç içerisinde sadece organlar geçici olarak ‘taze’ ve ‘hayattadır’ Bilgileri de yine uzmanların durum değerlendirmesinin sonucudur.

İşte erenler uzmanların ifadesine göre organ bağışı, kişinin yakınlarının rızasıyla ancak bu zaman yapılabiliyor.

Ve bir kişinin talihsiz ölümü, bir düzineden fazla kişiye yaşam şansı olabilir…

Acımız ne kadar büyük olsa da,

Bu acıyı onlarca kişinin şükran ve mutluluğuna dönüştürmek bizlerin elinde unutmayalım.

Anlatmak istediğim bu konuda son derece cahiliz.

Beyin Ölümü gerçekleşmiş bir insanın hayata dönebileceğini düşünü boş hayaller yerine

Yıllarca organ bekleyen başak insanlara umut olmak gerek.

Yukarıda bahsettiğim şahsın eşi gibi kafamızı kuma gömmek kimseye bir şey kazandırmaz…

Organ bağışı konusunda uluslararası alanda toplumsal farkındalığı arttırmak ve organ nakli ile hayata dönmeyi bekleyen daha fazla hastaya fırsat sunmak maksatlı etkinlikler amacına ulaşmıyor ne hazindir ki…

Hep konuşuyoruz,

Lakin hiç birimiz düşüncelerimizi eyleme dökemiyoruz erenler…

Hatta Cuma Namazı’ nda imam efendi organ bağışı konusunda ‘İslam Dini’nde engel hiçbir yasağın olmadığını vurguladı…

Yani konun Camii’de dahi dillendirilmesine rağmen bir arpa boyu yol alınamıyor…

Ancak belki kadavradan

Beli ki de bir yakını verici olursa mutlu sona ulaşılabiliyor…

Türkiye Organ Nakli Vakfı Başkanı Dr. Eyüp Kahveci konu ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede ‘Organ Nakli’nin, son dönem organ yetmezliği nedeniyle dünya çapındaki bekleme listelerinde olan yaklaşık bir milyon hasta için en iyi tedavi yöntemi olarak son yüzyılın hiç kuşkusuz en büyük tıbbi buluşu olduğunu vurgulayıp bakın neler dile getiririyor…  

Organ nakli ölüden veya canlıdan organ temini gerektirmektedir, bu sebeple, diğer tıp dallarından keskin bir şekilde ayrılır. Bu noktada, “organ bağışı” kavramı hayati öneme sahiptir, bu da organ bağışındaki sınırlamalarla başa çıkmak için duyarlılığın artırılmasını gerektirmektedir. Her yıl, yüz binden fazla hasta, uygun bir organ bulunamadığı veya organ nakli hizmetine erişemediği için hayatını kaybetmektedir. Bu sebeple ülkeler, organ kıtlığını gidermek için donör sayısını artırmayı hedeflemekte ve aynı zamanda, birçok hastaya daha iyi bir yaşam fırsatı sunmak için organ nakli hizmetlerini geliştirmeye çalışmaktadır. Kadavradan organ bağışının sınırlı olduğu ülkelerde, yetkili otoriteler, canlıdan organ naklinin artmasıyla birlikte, organ naklinin etik, yasal ve psiko-sosyal boyutlarının yanı sıra, organ kaçakçılığı ve organ ticareti konusunda daha dikkatli olmak durumundadır. Ülkeler için organ bağışı ve organ nakli sistemi kurmak oldukça karmaşıktır, sadece tıbbi açıdan değil, aynı zamanda etik, yasal, psikolojik, kültürel, ekonomik ve dini meseleleri de kapsayan bir süreçtir. Bu sebeple, iyi işleyen bir organ nakli sisteminin arkasında, tüm sosyal boyutlarda aktif rol oynayan paydaşlar arasında düzenli ve uyumlu bir ilişki olması gereklidir. Günümüzde, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeler, organ nakli sayesinde birçok hastanın hayata tutunabilmesi için organ bağışının artması yönünde çaba sarf etmektedir. Türkiye’de düşük seviyelerde olan organ bağış oranlarının artırılması adına; özellikle T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Organ Nakli Vakfı, Organ Nakli Koordinatörleri Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği gibi birçok profesyonel STK, paydaş üniversiteler ve aynı amaç doğrultusunda çalışan diğer kuruluşlar birçok yerel ve ulusal çalışma yürütmektedir. Her ne kadar organ bağışını artırmaya yönelik sarf edilen bu çabalar çok değerli olsa da, konuyla ilgili duyarlılığın artırılmasına yönelik daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu ortadadır"

 

Evet konuşuyoruz,

Tartışıyoruz,

Olması gerekenleri -tespit edip,

Altını kalın çizgilerle çiziyoruz!

Lakin gelin görün ki hep lafta kalıyor.

Kendi hayatımıza girmedikçe hiçbir problem bizi yakından ilgilendirmiyor.

Fakat unutmayalım ki gün gelip diyaliz makinesine bağlananın biz olmayacağımızın hiçbir garantisi yok.

Ve acı gelip kapımızı çalmadan,

Birilerinin acısını mutluluğa çevirmekte yarar var.

En azında beyin ölümü gerçekleşen hastalarımızın organlarını bağışlama konusunda daha duyarlı olalım…

Bakın kız kardeşimin eşi geçtiğimiz yıl üzücü bir kaza sonucu gözünün birini kaybetti…

Ve uzun tedaviler sonucu gözün yeniden kazanılması ihtimali var ve retina nakli için sıra bekliyor.

Bu insan daha 35 yaşında.

3 çocuğu var.

Bu isim bir kesit.

Binlerce organ bekleyen insan var.

Artık işi farkındalığın ötesine taşıma zamanı geldi yarenlerim.

Organ Bağışı’nı gündemimize alalım artık…

Gürkan Ofis Mobilyaları