KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


CEYHUN ÜSTEN


NEFSİ İLE CİHAD EDENLER

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Yaklaşık 40 yılı bulan kitaplarla çıktığımız huzur yolculuğunda edindiğim bazı tesbitleri bu yazımda  sizlerle paylaşmak istiyorum.

İtiyorum zira kendimce eksik  kaldığını düşündüğüm  bu konular üzerinde birlikte  beyin fırtınası gerçekleştirmek niyetindeyim.

Bunca yıldır okuduğum kitaplarda gördüm ki  ‘Gelecek' algısı ölümle sınırlı olan yazarların 'Sonra'yla ilgili kurdukları hayallerde,

Hep bir unutuş  olduğunu müşehade etti…

Bilmem sizler bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz yarenlerim fakat bu öyle bir unutuş ki,

Adeta  ‘Toprak Unutkanlığı’  desek yeridir  bu göz ardı edilişe…

Toprak unutkanlığı nedir mi?

Dostlarım;

Bu zat-ı muhteremlere göre her şey toprağa girene kadarla sınırlı.

Toprağa girdiğimizde yolculuğun bittiğine inanıyor bu yazarlar.

Yani ‘Can’ın Cesetle’ olan ilişkisinin 'Sonra'sı yokmuş gibi yazmaktalar. 

Ancak bana  sorarsanız ‘Sonra’ yoksa,

Ruhun ölümsüzlüğü de yoktur…

 Dolayısıyla ölüm - hayatın sonu demektir.

Hayatın önce kabirde yani  berzah aleminde,

Sonra da Ahret’ te devam eden niteliğine dair bir tasavvurları yok…

Bu yüzden toprağa hiç girmeyecekmiş gibi dünya hayatını kutsuyorlar her daim !

Bu algı bir çoğumuzu  'Dünya Yaltakçısı' yapıyor maalesef  erenler…

Oysa bana  göre  toprak,

 Bizi bu dünyayla öte dünya arasına bağlayan en somut unsurdur .

Ne büyük gaflet ki bu yazar kitlesi  bu gerçeği  unutuyorlar.

Bir köylü çocuğu olarak  ben fakire göre ,

Yediğimiz her şey dolaylı veya dolaysız olarak topraktan gelir dostlarım.

Adem  atamızın bir babadan doğmak yerine topraktan yapılması insan olmanın ilk aşamaları başlamış  değimlidir?

 ‘Hayy’  olanın bizdeki hayat tecellisi de katmanlı.

Can dediğimiz hem nefistir,

Hem ruhtur  erenler…

Nefsin katmanlarından geçebildiğimiz ölçüde,

Ruhun ebediyetini idrak edebiliyoruz.

Ademoğlu'nun insan olması,

'Diri' kalması ve ebediyete devam etmesi,

Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun aşamaları  değimlidir erenler ?

Cesedinin kurda kuşa yem olmasını tahayyül etmenin ötesine geçemeyip  'Somut' bir delil bulamadığını söyleyenler,

Kainatta ki sözün sonsuz olduğunu,

Ve dahi bu sonsuz değişimin Yüce Yaradan’ın ilmini kuşattığını görmedikleri için,

Eşyada perdelenen hakikate uzak kalıyorlar.

Oysa her şey,

Yüce Yaratıcı’ dan  bir niteliği yansıtıyor  dostlarım.

O'nun isimleri olmasa,

Bizim hiçbir niteliğimiz olmazdı,

Oluşmazdı erenler…

Sözüm ona aydın kafalar bunu nasıl göremiyorlar.

Nasıl  tahayyül edemiyorlar  bu  sonsuz gerçeği anlamak zor !

Bu arada yeniden ‘ Toprağa’ dönecek olursak dostlarım; 

Toprağa bir ana tanrıça muamelesi yapmak,

Onun ilk neden olduğunu iddia etmek demektir ki,

 Haşa bu durum  Allah'ın (cc) Esmasını  idrakı  imkansız kılar.

Çünkü toprağın hayatı ve ölümü kucaklayıp bağrına alan 'Canlı' bir unsur olduğunu unutmak,

Neye şahit olduğumuzu da unutturur…

Toprak verir ve alır.

Ama rızkı veren ve alan toprak değildir.

Toprak’ da,

Her şey de O'ndan (cc) ve sonra da her şey O dur.

Bunu diyebilmemizin katmanlı yolculuğunda,

Ölüyle diriyi içinde barındıran toprak bize hep eşlik etti,

Etmeye de  devam  edecek erenler.

Sanatta’ da,

Hayat’ta da…

Aşıkların,

Bir başka tabirle;

Nefsiyle cihat edenlerin,

Toprağa girseler de 'Diri' olmaları,

Tevhid sanatçısının 'Hayat'la olan geniş zamanlı ilişkisine de ışık tutar.

 “Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma sakın. Hayır! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar." (3:169)

İşte dostlarım;

Bu toprak unutkanı yazarların  'Ahir'e uzanmayan tasavvuru,

Evvel' den de beslenmiyor  ne yazık ki…

Başlangıç olarak dünyaya doğmayı alırsak dostlarım,

Dünya’ya düşmenin gerçeklerine kör kalırız.

Ademoğlu’nu  bu dünyayla hemcins bir niteliğe indirgediğimizde;

 Ten ile Can ilişkisini hakkıyla kuramıyoruz kanaatindeyim erenler. 

Zira bu kafadaki yazarların eserleri sadece 'Tensel' serüvenlerle yetiniyor erenler…

Siyasi,

Toplumsal,

Yada Benliğe dair;

Ne ifade ederlerse etsinler …

 Hep yalın ve maddeci  mantalitenin  kör karanlığında debeleniyor.

Bir türlü aşılamıyor bu dar boğaz.

Bu durumda sözgelimi:

"O’nun o, benim de ben olduğumu sanma. İki ten bir can ile yaşamakta" diyen Fuzuli'nin Leyla ve Mecnun' mesnevisini okurken,

Bir yandan somut delil aramaya devam ediyorlar çaresizce.

Sözün özü dostlarım:

Toprağın neye şahit olduğunu unutmak,

Toprağın asli niteliklerini de unutturur.

 

Toprak ve tabiata 'İlk neden' muamelesi yapmak,

İnsanı nefsi emmaresine yani nefsin en sığ mertebesine mahkum ederek,

 Nefis’ten – Ruh’a olan yolculuğunu kısıtlar.

Toprağı unutmak insanı hayvanlaştırır.

Hayatın niteliklerinin belirleyen kaynakla arasındaki ilahi bağı koparır.

Canı cesede eşitler.

Sanatı Kadavralaştırır.

Zaten şimdilerde sanatın sonunu konuşuyor artık ideologlar, kuramcılar…

Ve delil arıyorlar.

Oysa O’nun Hayy  yani Yaratıcılık sıfatı,

Her mefhumun üstünde delil değil midir erenler?