KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


MANEVİ HAZLARDAN BİHABER YAŞAYIP GİDİYORUZ

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili DOSTLARIM;

‘Yozlaşıyoruz’ !

Hep beraber kitleler halinde yozlaşıyoruz…

Tüm dünyanın,

Özellikle batı medeniyetlerinin hayranlık duyduğu,

O meşhur ‘Türk Aile Yapısı’ tarihinde hiç görülmemiş şekilde erezyona uğramakta,

Feci depremler geçirmekte erenler…

Garip bir hayat tarzı geliştirip benimsedik kendimize…

Estetikten,

Sanattan,

Derinlikten,

Manevi hazlardan bihaber yaşayıp gidiyoruz.

Sanatı sanatçıdan başka takip edenin olmadığı bir garabetin bireyleriyiz her birimiz.

Sokaklarımızda daha çok araba var lakin daha az nezaket bilen sürücüye rastlamaktayız erenler…

Sözde eğitimli;

Elinde sayısız diploma, sertifika olan insan sayısı artıyor…

Fakat bu artış kitap okunma oranlarına,

Gazete tirajlarına yansımıyor ne hikmetse!

Konuşmaya gelince herkes şair lakin dostlarım

Gönül telimizi titreten şiirler yazılmıyor,

 Yazılamıyor!

Yazılanlar da kimselerin umuru olmuyor zaten erenler...

Nitelikli sinema ürünleri gösterim yapacak salon sıkıntısı çekiyor !

Salon bulsa beklenen gişeyi yakalayamıyor!

Ama içinde bin türlü küfrün, argonun geçtiği pespaye yapımlar sinema tarihinin gişe rekorunu kırıyor.

Ne kadar hazin!

Televizyon ekranlarında;

Ruhumuza,

Yüreğimize hitap eden,

Entelektüel birikimi ve irfanıyla yıldızlaşan isimlerin yaptıkları programlar iyi reyting alamadığı gerekçesiyle yayından kaldırılıyor.

Edebi görgü ve eğitimi ile hiçbir kadın görsel medyada ayakta kalamazken;

Her türlü rezaletin ortasından çıkmış,

Boyalı basın güzelleri baldır bacakla her gün hayatımızın baş köşesinde…

Ciddi konulardan ziyade dedikodu benzeri gayri ciddi meseleler üzerinde tartışıyor, toplumu meşgul ediyor, elde var sıfır kabilinde her defasında başa sarıyoruz yarenlerim.

Ahhh… ahhh… İçim acıyor.

Hüznüm tavan yapmakta!

Ve dostlarım ‘Muhafazakârlık’ kavramanın içi fena halde boşaltılıyor!

Toplumumuzun yüzde ellisi sözde muhafazakâr!

Ancak sözde muhafaza ettiği bütün değerler yerlerde sürünüyor,

Paspas ediliyor ayaklar altına…

Ne sanat sevgisi,

Ne edebiyat,

Ne gelenek,

Ne adabı-ı muaşeret,

Ne tarih bilinci,

Ne yeni bir mimarı tarz oluşturma,

Ne de entelektüel birikim var.

Toplumsal çöküntü dedikleri bu olsa gerek yarenlerim!

Adab-ı Muaşeret’ denen ve yeni neslin yemek ismi zannettiği o toplumsal kurallar bütününü ise artık eski toprak dediğimiz insanlar dışında toplumun dikkate aldığı yok.

Kimsenin umurunda değil nezaket, hoş görü.

Dehşet!

Oysa bugün küçümsediğimiz,

Dikkate almaya tenezzül buyurmadığımız o altın kurallarla toplum hayatı inşa oluyor,

Hayata tatlı bir lezzet katılıyordu erenler.

Ve yarenlerim bugün her alanda görgüsüz bir toplum olup çıktık vesselam…

Hele musiki zevkimiz bir rezalet!

Nitelikli eserler,

Yürek yakan şarkılar notalara dökülmez oldu nicedir…

Televizyon ekranlarında türkü, şarkı dinlemek hayal oldu sanki yarenlerim.

Allah’tan hala TRT radyolarında klasik eserlerimiz çalınıyor.

Geçenlerde bir ara lise yıllarında çok sevdiğim bir şarkı çalındı kulaklarıma.

Gerçekten büyük bir sanatçı ve bestekâr olan rahmetli Yıldırım Gürses’e ait saba makamındaki şarkıyı yine yılların sanatçısı Bilge Pakalınlar seslendiriyordu…

Ve bu fakir dinlerken donup kaldı,

Adeta büyülendi!

Şarkı beni alıp 25 yıl öncesine götürüverdi…

Lise yıllarındaki hercai umutlarım, hayallerim, platonik aşklarım adeta film şeridi gibi raks etti gönül penceremde.

İçime hep hüzün doluyor

Yine sensiz, yine sessiz sabah oluyor

Geçiyor aylar, ömür doluyor

Yine sensiz, yine sessiz sabah oluyor!"

Yıldırım Gürses’li yıllar,

Şarkıların toplumda çok sevildiği,

Duyguların söze, ezgiye, besteye sığındığı yılların esintisi doldu içime.

Kimler gelmedi aklıma,

Kimler yüreğime sızmadı ki dostlarım!

Avni Anıl şarkılarını ne çok dinlerdik!

Yusuf Nalkesen,

Erol Sayan,

Alaattin Yavaşça,

Necdet Tokatlıoğlu,

Ve dahi Ziya Taşkent’i biz ne zaman unuttuk sahi erenler?

Ne ara çıktılar hayatımızdan da fark etmedik…

İşte o güzel yıllarda bir musiki kültürü vardı toplumda.

İnsanlar daha duygulu, daha vefalı, daha ince kalpliydi bu kesin.

Şarkılar anlatırdı zira kalpteki sırları.

Her duyguya, her duruma uyan makamlar vardı ve her kalbe giden şarkı sözleri.

“Gülmedi bahtım yine bu sevda bitti yazık

İkimizin derdini anlat kanunum artık.

Çal kanunum çal derdini söyle bana”

Şimdi dönüp geriye baktığımızda ne çok şeyi yitirdiğimizi daha net görüyoruz.

Duygusal taraflarımız kayboldu, sevimsiz, hissiz, bencil, narsist, katı, maddeci, hedonist tarafları bilenen insanlar doluştu çevremize.

Bu gri betonları andıran insanlar ne sevmeyi, ne saymayı, ne vefayı, ne de empati yapmayı biliyor dostlarım!

Sığ, derinliksiz, maddeci insan tipi sanatı da, sanatçıyı da ne ciddiye alır, ne de saygı duyar.

Onların ilgi alanları tamamen materyalist bir noktaya kaymıştır, gerisi koskoca bir hiçtir.

Bugün yirmi beş yıllık evlilik hayatlarını ansızın bitirme yarışına girmiş insanların, bir çırpıda hayat yoldaşını katleden katillerin en büyük sorunu kaybedilen bu duygusallık, bu incelik, bu nezakettir kanaatindeyim yarenlerim…

Batının hayranlık duyduğu o çok meşhur “Türk Aile Yapısı” tarihin görmediği biçimde feci bir deprem yaşıyor.

Uzmanlar, suyun yüzeyine çıkanlar çıkmayanların yanında devede kulak tanımını yapıyorlar. Üstelik evini terk edenlerin başını yeni yetmelerden çok yaşını başını almış en az yirmi senelik çiftler çektiği de ibretlik bir gerçek…

Toplumumuzda büyük bir duygusal yıkım yaşanmakta dostlarım…

Sosyal paylaşım ağlarının etkinliği,

Sevme yetisinin kaybedilmiş olması,

Aşkın sadece cinselliği çağrıştırması,

Bütün beğenilerin dışa vurgu yapması, kısa zamanda âşık olup, kısa bir süre sonra terk etme modasının başlaması, özellikle vefa, sadakat, gerçek aşk kavramlarının tüketilmiş olması bu duygusal yıkıma ivme kazandırmakta…

Ne hazindir ki dostlarım hepimiz boş işlerle uğraşan bir kalabalığa dönüşmüş durumdayız!

Sevdiceğine okuyacağı,

Onun yüreğine ineceği bir şiiri bile kalmamıştır son tahlilde yurdum insanının!

Bu ne hazin bir durumdur, şairlerin harman olduğu bu topraklarda şiir böylesine öksüz mü kalacaktı?

Kalplerimiz böyle mi ıssız bozkırlara dönüşüp virane mi olacaktı?

Bu hududu nasıl çizdik gönül coğrafyamıza, kim çizdi, kim kalbimizi vurdu bin bir yerinden?

Kimler yaraladı bizleri erenler?

Gelin hep birlikte şapkamızı önümüze koyup bir düşünelim dostlarım,

Bu karanlık dehlizlerden nasıl kurtuluruz?

Ve kurtuluş umudunuz hep olsun yüreğimizde…

Gürkan Ofis Mobilyaları