KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


KUSURLARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Neden ademoğlu her konuda kendini sütten çıkmış ak kaşıklar gibi göstermek için çaba sarf eder ki?

Oysa hepimiz gayet iyi bilmekteyiz ki hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz!

Ne haizindir ki gıybete bir kaptırdık mı kendimizi, her ne hikmetse hepimiz birer ak kaşık kesiliveriyoruz ve dalıyoruz dedikodu kazanına fütursuzca.

Allah korkusunu,

Kuldan hicap duymayı rafa kaldırıp bodoslama dalıyoruz erenler...

Yeter ki bir ademoğlu insani zaaflarına yenik düşsün, bir hata yapsın, itibarlı iken itibarsız olsun.

İşte tam aradığımız malzeme, günlerce, haftalarca, hatta aylarca aynı mevzu etrafında ahlak dersi vermeyi kendimize kutsal bir görev edinip, konuşuyor da konuşuyoruz…

Oysa Yüce Yaradan gıybet etmeyi, arkadaşının cesedini yemekle eşdeğer tutuyor…

Olsun!

Ne ehemniyeti var ki…

Böylesine bir malzeme yakalamışken boş durulur mu hiç!

Tam gaz devam ediyoruz dedikodu kazanını kaynatmaya…

Dostlarım;

Varsayalım ki söz konusu şahıs suçlu, hatalı, günahkâr…

Böyle bile olsa bu kimseyi deşifre edip, sürekli mahrem yanlarını anlatıp eleştirmek, ayıplamak, dedikodusunu yapıp haz almak ne kadar doğrudur sorarım size?

Düşeni, itibarlı iken itibarını yitireni, zengin iken mal varlığını yitirip yoksul olanı gördükçe neşesinden ve sefasından kırk takla atan,

Onların bu acısını neşe ve sevinç kaynağı yapan,

Başkasının mutsuzluğundan kendine mutluluk için paye çıkartanları gördükçe utanıyorum…

Emin olun insanlığından utanıyor insan erenler!

Hatta tiksiniyorum…

Bütün bunları düşündüğümde ise yarenlerim Şeyh Edebali ve Mevlana Celaleddin’i Rumi’nin dağarcığımdaki şu güzel sözleri ışıldayıveriyor…

Kusurları örtmede gece gibi ol!” diyor Hz. Mevlana…

Fakat nerde bizde kusur örtme insanlığı dostlarım…

Bırakın kusurları örtmeyi, imkan bulsak kusur işleyeni kapı kapı dolaştırıp, herkesin yüzüne tükürmesini sağlayacak, adlarını yedi kat semaya yazdıracak, yetmedi günde kırk defa başlarına kakacak, daha da yetmedi ayaklarından tavana asacağız…

Bu derce ruh sağlığı arızalı bir toplum haline gelmişiz ne yazık ki erenler…

İnsanı kırk şekle sokan nefis doğurgandır, nefsi doyurmak, onu terbiye etmek, onunla mücadele etmek, herkesin harcı değildir.

Ve dostlarım emin olunuz bütün mesele bu nefis terbiyesini sağlamak ve nefsi devreden çıkarmakta. Biz Modern çağ insanı nefisle mücadele konusunda maalesef başarısız kaldık zira nefsimizi zorlayan dış unsunlar öylesine fazla ve öylesine kışkırtıcı ki bununla mücadele edip de başarılı olanlar gerçekten de kahraman olarak değer görmelidir…

Zira hiç kimse kalkıp ta kendini Meryem ve Yusuf’un saf terazisine koymasın o terazi tartmaz hiç birimizi!

Belki herkes aynı fiili, aynı hata ve günahları işlemiyor hiç şüphesiz lakin bir yerinden bulaşıyor günah dairesine.

Kimimiz gıybet yaparak, kimimiz kul hakkı yiyerek, kimimiz merhametsiz ve vicdansız olduğumuzdan, kimimiz yalan söyleyerek, kimimiz riyakârlık yaparak, kimimiz zulmederek, kimimiz çalarak, çırparak günah sularının karanlık derin dehlizlerinde yer buluyoruz kendimize…

Oysa dostlarım Müslüman dediğin düşenler için, zaafları olanlar için iyi temennilerde bulunur. Yaradan’a yakarıp af ve mağfiret diler…

Kusurları örtmede gece gibi ol!

Sözü çok önemli bir sözdür ben fakire göre dostlarım.

Nitekim gece çirkinlikleri saklar, kapatır, her şey derin bir suskunun içine gömülür.

Derin bir uykunun akabinde seherin ışıl ışıl aydınlığı içinde yepyeni şeyleri barındırır ve unutturur gecenin karanlığını.

Bu nedenle ayıpları, kusurları örtmede gece gibi koyu karanlık olmak gerekir…

Kötü fiilleri unutmak ve unutturmak lazım gelir erenler…

Muhatap her kim olursa olsun hataları kapatmak büyüklüktür…

Moral değerler, etik, dini kaideler herkesi bağlar.

Toplumda her bireyin insani zaafları vardır, bu zaaflarımız olmasaydı zannımca insan değil, melek olurduk.

Lakin dostlarım toplumun hilesiz hurdası işi olmayan bir kurumu kalmamışken, bulaşıklı ve şaibeli işlerin her gün bir yerinden patlak veriyorken eğri oturup doğru konuşmaktada yarar var kanaatindeyim…

Ve dostlarım naçizhane kanaatim odur ki aslında bizlerin biricik meselesi toplum olarak “değerler eğitimi” noktasında ıslah olma, yepyeni bir toplum bilinciyle, moral değerleriyle, dini hükümler bağlamında daha medeni, daha bilinçli ve eğitimli bireyleri yetiştiremez oluşumzdur…

Bütün bu olumsuzlukları geride bırakmak, bertaraf edip daha güzel yarınlar kurabilmek adına bizler öyle bir insan modeli ortaya çıkarmalıyız ki, bu model bireyler mert, cömert, mütevazı, erdemli, merhametli, yürekli, dost, faziletli, şefkatli ve edepli olmalıdır.

Şeyh Edibali, bunların zıddına yaklaşmamak lüzumunu şu nasihatleriyle ne güzel anlatır:

Bak dostum,

Cahil ile dost olma, ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez üzülürsün!

Saygısızla dost olma, usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez üzülürsün!

Aç gözlü ile dost olma, ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez üzülürsün!

Kibirliyle dost olma, hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez üzülürsün!

Ukalayla dost olma, çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur üzülürsün!

Namert ile dost olma, mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez üzülürsün!”

İşte hep birlikte milletçe üzülüyoruz yarenlerim…

Zira yanımız yöremiz böyle insanlarla dolu.

Birbirimizi kandırmaya gerek yok.

Hiç birimiz eskilerin deyimiyle “insan-ı kâmil” değiliz.

Hiç birimiz insanlığımızın nakışlarını tamamlamış değiliz.

Hal böyleyken, ne insanların günah ve sevaplarını araştırmaya ne dedikodusunu yapmaya, ne de hakir görmeye hakkımız vardır erenler!

Önce herkes kapısının önünü çerçöpten temizleyip ayıklasa diyorum hani, soyunsa bütün zaaflarından, kusurlarını ve hatalarını gözden geçirse ve biraz tefekkür etse, unuttuğu dünyaya merhaba dese ve gizli mahzenlerine inse, inebilse…

O mahzenlerde neler sakladığını bir an bütün insanların öğrendiğini tahayyül etse!

O zaman üzerimizde taşıdığımız şan - şöhret, makam- mevki adına ne kadar ibare varsa aslında tümünün sadece bir örtüden ibaret olduğunu, asıl olanın içimizdekiler olduğunu anlarız belki de…

İnsanlığımız noktasında öyle bir dönüm noktasındayız ki yarenlerim tam olarak uçurumun kenarındayız.

Ya o derin yarın dibine düşeceğiz, ya da şairin dediği gibi “ırak gönüllerin uçurumuna sevgiden köprüler yapmaya” misali çiçekli ve aydınlık baharlara yürüyeceğiz hep birlikte.

İşte bu hal –ü pür melal içinde,

Her daim ümit etmek gerek erenler…

Gürkan Ofis Mobilyaları