KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KORONA VE RAMAZAN: GEÇMİŞ ZAMAN VE MEKÂN

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Korona pek çok şeyi etkilediği gibi bu seneki Ramazan ayını da etkiledi. Aslında yaşamı derinden silkeledi. Tüm değerlerin belli bir süre de olsa donmasına neden oldu. Hatta diğer bir yazımda da ifade ettiğim üzere paradigmaların (değerler dizisinin) iflasına neden oldu. Tüm dünya teyakkuza geçti. Korona son zamanların, en ciddi etkisini gösterdi…

Ramazan’da ve ondan kısa bir süre öncesinde de camilerde, diğer namazlarla birlikte teravih namazları kılınamadı. Camiler açık olamadı. Toplu iftarlar yapılamadı. Kimse kimseye gidemedi bile…

Yeni durum, her yerde ve her alanda kendini hissettirmeye devam etmektedir. Ramazan günleri farklı bir koşulda gerçekleşmektedir. Tarih bu noktada farklı bir kulvarda ilerlemektedir.

 

Eski bayramlar, eski yaşamla alakalı olarak gelişen olgu şeklinde anlaşılmalıdır. Temeller çok değişmese de tümeller genel olarak değişmektedir. Bu bakımdan bayramların da değişimden etkilenmemesi olanaksız gibi görünmektedir. Hele hele koronanın, önümüzdeki Ramazan Bayramı kutlamalarını da derinden etkileyeceği düşünülmektedir. Bundan sonra belli bir süre, bayram kutlamalarının geleneksel özelliğinden uzaklaşılacağı bile öngörülmektedir. Hekimlere göre bu seneki bayram kutlamaları maalesef sadece sosyal iletişim araçlarıyla yapılabilecektir.

 

Zamanın dayatması da zaten bu değil miydi? Sosyal iletişim araçları ve medya, bunun için icat edilmemiş miydi? Biz fark etsek de etmesek de kabullensek de kabullenmesek de hayatımıza çoktan girmemiş miydi? Buna da şükür demekten başka çare sanki yok gibiydi…

 

Koronanın Etkisi

 

Virüs salgını, tüm dünyada etkisini göstermiştir. Dolayısıyla korona, namı diğer kovid-19 her şeyi olduğu gibi Ramazanı da değiştirmiştir. Değişimi bu sefer hem de derinden gerçekleştirmiştir. Zira insanlığı da derinden etkileyen virüs, tüm dünyada bugün itibariyle 3,5 milyondan fazla insanı hasta etmiş; 250 binden fazla insanın da maalesef ölümüne neden olmuştur. Sayılar, tüm önlemlere rağmen gün geçtikçe artmaktadır. Bu noktada koronanın insanlık tarihine ciddi damga vuracağı sanılmaktadır. İki yıl daha etkisini sürdüreceği konusunda görüşler bile ileri sürülmektedir. İnsanlık tarihi virüs salgınından öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayrılacak gibi gözükmektedir. Virüsün yok olduğu günleri görmek, dileğimizdir…

 

Anılar ve Bugünkü Yapılar

 

Eskiden Ramazanlar Kayseri’de çok farklı yaşanırdı. Günler değişik bir atmosfer içerisinde geçerdi. Ramazan gelmeden önce bayanlar mutlaka hazırlık yapardı. Mantılar, çorbalar, baklavalar, börekler, çörekler, keteler hazırlanırdı. Şehir ortamında yaşanmasına rağmen toplumda, kadim geleneksel Türk İslam Kültürü hâkimdi.

 

Ramazan aylarında, Kayseri’de yardımlaşmalar had safhaya ulaşırdı. Akşam vakitlerine doğru, herkeste bir telaş oluşurdu. Bir koşuşturmayla iftara hazırlık yapılırdı. Hoşaflar, çorbalar, mantılar, yağlamalar, asideler, sucuk içleri yapılır; fırınlarda da yumurtalı pideler ile güveçler, yöresel tabirle attırılırdı.

Akşam iftar vakti gelince kaleden top atılırdı. Herkes heyecanla topun atılmasını beklerdi. Top atıldıktan sonra da sokaklarda kimse olmazdı. Sokaklar adeta bomboş kalırdı. İTÜ’de okurken Kayseri’deki manzarayı, sınıf arkadaşlarımdan birine anlatmıştım. Zira o zamanlar Kayseri ile İstanbul arasında her açıdan çok fark vardı. Arkadaşım çok etkilenmişti. Onun etkilenmesi beni de etkilemişti…

 

Eskiden zenginlik bugünkü kadar olmasa da birbirini koruma ve kollama duygusu, daha etkindi. Zenginlik gelince maalesef pek çok insani duygular da gitti. Bireyselleşme had safhaya ulaştı… Zenginliğin enerji gibi pek çok olumlu etkisi olmasına karşın yine enerji gibi pek çok olumsuzluğun kaynağını teşkil etmesi de aslında yaşamın çelişkisi gibiydi. Tıpkı ilaç ve onun dozu gibi. Hekimlere göre ilaç ile zehir arasındaki fark, onun dozuydu. Doz artınca, ilaç bile zehir olurdu…

 

Bugün de yeryüzünde hemen hemen tüm kargaşanın ve savaşların en önemli nedeni enerji değil miydi? Kanadalı hekim William Osler “İnsanoğlunun üç büyük düşmanı; ateş, kıtlık ve savaştır. Bunlardan büyük farkla en büyüğü ve en korkuncu ise ateştir.” demişti.

Gerçi hekim burada ateş derken insanda yükselen vücut ateşini kastetse de sonuç itibariyle durum değişmemektedir. Ha vücuttaki ateş ha yakıttaki ateş; ikisi de yaşam için hayati olsa da belli bir dozu geçince, hem kişiler hem de toplumlar için zehir gibi ölümcül yapıya dönüşmektedir. Şimdi üç büyük düşmana, virüs gibi mikroorganizmaları da eklemek gerekir.

 

Geçmiş Zaman ve Mekân

 

Eskiler, geleneksel kavramlara çok vurgu yapardı. Onları sürekli anarlardı. Eski ile yeninin farkını hep anlatırlardı. Eskiye daha çok meylederlerdi. Onlar yeniye biraz da mesafeliydi. O zamanlar, daha çok yeniliğe karşı nesil olarak anılırdı; ilerlemenin de engelleyicileri sanılırdı (!).

 

Hâlbuki toplumdaki yaşlı kişiler; geçmişi, zamana ve geleceğe taşıyan insanlardı. Bir anlamda tarihi temsil ederlerdi. Toplumların geçmişle yaşayan canlı bağının, onlar üzerinden kurulduğu geç anlaşıldı. Toplumdaki yaşlıların varlığı, darlığa çareydi. Onlar adeta bizim nimetimizdi. Dini ve kültürel değerlerimiz de söz konusu anlayışı benzer şekilde ifade etmekteydi…

 

Bundan dolayı genç neslin; genç olmayan nesillere biraz da bu gözle bakması gerekmektedir. Onlar olmasa geçmişle bağ koparılmış demektir. Zira geçmişle bağı koparılmış toplumların; gelecekleri ile ilgili oluşacak sosyal ve kültürel yapılarında da sıkıntılı bir durum, büyük olasılıkla oluşacak demektir. Dolayısıyla toplumdaki belli yaştaki insanların varlığı bu manada önem arz etmektedir. Ancak ne yazık ki virüs; tarihe, geçmişe ve değerlere düşman gibi (!) onları taşıyanları ve temsil edenleri daha çok etkilemektedir.      

 

Zaman ve mekân, yaşamın en temel iki parametresidir. Mekân izafi olarak sabit kalsa da zaman ilerlemektedir. Zamana bağlı olarak aslında mekân da değişmektedir. Aynı mekânda olunsa bile zamanda sabit kalmak ve geriye gitmek, bu koşullarda mümkün değildir. Mekân aşılsa bu sefer de zamanı aşmak mümkün değildir. Zira olan olmuş, ölen de ölmüştür diye söylenir. Geriye kalan da mekânda, hoş sedadan gayrısı değildir…

 

Hoşça kalın…