KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KİŞİSEL VE TOPLUMSAL İLİŞKİLERİN (ANLAŞILAMAYAN) TEMELLERİ

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Kişisel ve toplumsal (sosyal) ilişkilerin belli temellerinin olduğu bilinmektedir. Bunlar, oldukça geniş ve farklı zeminlerde değerlendirilmektedir. Konu ile ilgili pek çok bilimsel alan da bulunmaktadır...

İster kişisel, isterse de toplumsal alanda olsun, hangisinde olursa olsun, ilişkilerin yönetilmesi önemlidir. Bununla birlikte ilişkilerde yeterli özenin de gösterilmesi elzemdir. Aksi takdirde yönetilemeyen ve yeterli özenin gösterilmediği ilişkilerin (veya süreçlerin) fiziksel alemde kaos (kargaşa); sosyal (toplumsal) alemde ise sıkıntı, elem, keder, anlaşmazlık, çatışma vb. olgular üreteceği beklenmelidir. Zira doğal süreçler (veya ilişkiler) bağlamında kendi haline bırakılan, tüm olguların veya olayların nihai sonu bunlardır. Doğanın temel kanunları da söz konusu sonuçların, doğal olacağını zaten ortaya koymaktadır…

Pek çok ilişkilerin temelleri, en başta öğretilmelidir. Bilindiği üzere en temel öğreti de ailede gerçekleşmektedir. Aile, diğer hususlarda olduğu gibi bu hususta da önem ifade etmektedir. Ancak o da tek başına yeterli olamamaktadır. Okul ve çevre de aileyi desteklemelidir. Batı’daki hemen hemen pek çok ülkede, temel eğitim bilginin değil ilişkilerin ve davranışların öğretilmesini esas alan, yapıda sürmektedir. Bizde de temel eğitim daha çok kişisel ve toplumsal ilişkilerin ve davranışların öğretilmesi esasına dayanmalıdır. İlişkilerdeki davranışlar bağlamında duygudaşlık (empati kurma), başkalarının haklarına ve doğaya saygı, toplumsal alandaki davranış (örfi) kalıpları vb. değerlerin öğretilmesi oldukça önemlidir. Bilgi de elbette önemlidir. Ancak tek başına yeterli değildir. Pek çok toplumda nice bilgili insanların, belli kariyerlere de sahip olmasına rağmen kişisel davranışlarında bazı sıkıntılar oluşturduğu görülebilmektedir. Kendi gibi olmayanlara ve düşünmeyenlere tepeden bakmak gibi bir anlayış içerisinde oldukları da gözlenebilmektedir. Kaldı ki bunların pek çoğu hümanizm gibi insancıl düşünceleri esas alan yaşam biçimlerini benimsediklerini de iddia etmektedir. Fakat onlar, kendileri gibi olmayan veya düşünmeyen insanları küçümsemekten de geri kalmamaktadır. Hem insancıl düşüncelere sahip olmak hem de insanları küçümsemek! Yaman çelişki olsa gerek… Ancak günümüz dünyası artık eski dünya değildir. Salt niceliğin varlığının yeterli olmadığı, zihinlerde yer edinmiştir. Zira eski dönem kapanmış, köprünün altından çok sular akmış, yaşam değişmiş, eski anlayışlar da yeni anlayışlara evirilmiştir. Eskinin yerine yenisi gelmiştir…

Günümüz dünyasında, bilgiye erişim eskiye nazaran çok daha fazla kolaylaşmıştır. Belli konularda bilgili olmak artık zor da değildir. Akıllı cep telefonuna sahip olmak, birçok bilgiye erişmekte yeterli olabilmektedir. Günümüzde bilgiden ziyade onun doğru kullanılması, daha çok önemlidir. Kaldı ki bilgi de değişebilmektedir. Ancak davranışlar, kişisel ve toplumsal ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi noktasında hayati önem ifade edebilmektedir.

İlişkilerin sağlıklı olmadığı toplumlarda, düzensizlik hâkimdir. Orada beşerî ve maddi kaynaklar açısından kayıplar, hayli fazla olabilmektedir. Kayıpların fazla olduğu toplumlarda da kalite, verim ve ilerleme hızı gibi değerler düşük olmaktadır. Orada enerjilerin çoğu boşa harcanmaktadır. Bu tür toplumlarda, kişisel ilişkilerle birlikte toplumsal ilişkiler de sıkıntılı ve sancılı olarak ortaya çıkmaktadır… 

Günümüz dünyası, geçmiş yıllara nazaran gelişmişliğin daha fazla olduğu, zaman dilimi olarak yaşanmaktadır. Daha fazla gelişmişlik, daha fazla tüketimdir. Bu da sisteme daha fazla enerjinin girmesi demektir. Daha fazla enerji ise (yönetilemediğinde) sosyal entropinin daha fazla artacağı anlamına gelmektedir. Sosyal entropinin yüksek olduğu toplumlarda, ilişkilerin temellerinin (veya değerinin) anlaşılamadığı ya da belli seviyelere çıkamadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla söz konusu toplumlarda sıkıntıların (veya sorunların) ortaya çıkması da zaten doğal olarak kaçınılmaz olmaktadır. İlişkilerin düşük seviyelerde olmasından kaynaklı ortaya çıkan sorunlar; karşısındakine saygı göstermemek, yalnızca kendini düşünmek, özgürlüğün salt kendisi için var olduğunu sanmak, sınır tanımamak gibi olumsuzluklara dayalı hak ihlalleri ve diğerleridir. Böyle toplumların bazı bireyleri ayrıca diğer bireyler üzerinde gerçekleştirdikleri pek çok olumsuz davranışları, kendilerinde hak olarak görmektedir. Onlar ortaya çıkan hoş olmayan sonuçlardan dolayı da sorumluluk hissetmemektedir.

Kişisel veya toplumsal ilişkilerin ve davranışların ürettiği sorunlarla ilgili hemen hemen her gün medyada pek çok olumsuz haberlere rastlanılmaktadır. Son zamanlarda bunların arttığı gözlenmektedir. Toplumumuzda ve diğer toplumlarda bu noktada değer aşınmalarının yaşandığı bilinmektedir. Ayrıca kendini güçlü hisseden bazı kimselerin olumsuz anlamda etkili olmaya çalıştıkları da görülmektedir. Bunun, toplumun her seviyesinde gerçekleşebileceği barizdir. Kişilerin sosyal yapısı, statüsü, eğitim düzeyi vb. bundan bağımsızdır.

“Her şeyin başı eğitim” anlayışında olduğu gibi bu konuda da temeller, bireylere eğitimle öğretilmelidir. Eğitimle birlikte vicdan, adalet ve merhamet gibi duyguların da geliştirilmesi gerekmektedir. Bunlar önce ailede başlamalı sonra da okul ve çevre ile desteklenmelidir. Eğitim ile kazanılan anlayışlar ve davranışlar hem bireysel hem de sosyal yaşamda, egemen olmalıdır. Barışın, saygının, rekabetin, hayırlı eserler ortaya koymaya dayalı mücadelelerin; etkin olduğu toplumların, gelişmesi ve güçlenmesi kaçınılmazdır. Bunların egemen olmadığı toplumların da geri kalması doğal sonuçtur. Suçun kadere yüklenmesi ise çok da anlamlı olmayan bir durumdur…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları