KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


KİŞİSEL OLGUNLAŞMANIN ESASLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Şu fani dünyada hemen hemen tüm insanlar, büyük veya küçük imtihanlarla karşı karşıya kalmaktadır. İmtihanlar ise çok çeşitli olabilmektedir. Kişiye, mekâna ve zamana göre değişebilmektedir. Sağlıkla, yoksullukla, varlıkla, makamla ya da aile ile olabilmektedir. Kim bilir daha nice çeşitleri vardır. Kimisi ağır, kimisi de hafif. Ancak hafif bile olsa, herkesin imtihanı kendisine ağırdır…

İnsan çocukken ve gençken imtihanın sadece okulda olduğunu sanırmış. Okul bitince de okulla birlikte imtihanın da biteceğini düşünürmüş. Sonrasında da anlar ki asıl büyük imtihan, okul bitince başlarmış. Zira okuldakilerin soruları, yanıtları ve saati aşağı yukarı belliyken; hayat okulunun imtihanının ne soruları ne yanıtları ne de saati bellidir. Onun belli bir yeri de yoktur yani belirsizdir…

 

Çeliğin (veya demirin) yüksek sıcaklıkta eriyerek bir forma kavuşması ve su verilmesinden sonra da belirli kıvama (özelliklere) gelmesi gibi insanoğlu da sınavlarla gelişmekte ve farklı mertebelere ulaşmaktadır. Yaşayarak, tecrübe ederek, hissederek hatta biraz da acı çekerek mertebeler kat etmektedir. Hem teorik bilgiyle donandığında hem de bizatihi hayatın içinde olduğunda, bazı özellikler ve yetenekler kazanmaktadır. Bunlardan biri eksik kalırsa kanadı eksik kuş misali, uçamamaktadır. Salt teorik (veya uygulamadan gelen) bilgi yeterli olsaydı, tüm filozoflar kral olurdu. Ya da tersine, tüm krallar filozof olurdu. Her ne kadar filozof olan krallar olsa da hayatın gerçekleri ve tecrübeler, tek boyutun yeterli olamayacağını ortaya koymaktadır…       

 

Olgunlukla ilgili olarak; duyguları kontrol etmek, sahip olunanların kıymetini bilmek, kendisini olduğu gibi kabul etmek, sorumluluk sahibi olmak, başkalarının farkında olmak, düşünceli olmak, mütevazı olmak, kibir sahibi olmamak vb. birçok özellikler sayılabilir. Olgunluk, kişilerde yaşanan bazı olaylar sonucunda (ve diğer özelliklerle) gelişen bir olgudur. Bunun yüzde yüz olarak herkes için geçerli olduğunu yani herkesin belirli şeyleri yaşadıktan sonra olgunlaşabileceğini söylemek, mümkün olmasa da genel olarak böyledir.

Bazıları doğuştan, olgunlukla ilgili ifade edilen özelliklerin çoğuna sahip olsa da bunların sayısının az olduğu düşünülmektedir. Pek çok yaşanmışlıklara karşın olgunluk ile ilgili özelliklere veya belli düzeylere sahip olamayanlar da görülmektedir. Bu tür insanlarla karşılaşmak veya onları yakın çevrede görmek mümkündür. Yüksek bir eğitim seviyesinden geçmiş ve yaşları ilerlemiş de olsa belli olgunluk düzeyine ulaşamadıkları gözlenebilir. Onlar çok okuyabilir, gündemi takip edebilir hatta fırsatları da kollayabilir. Eğitim hemen hemen her şeyin temeli ve esası olmasına rağmen kişilerin olgunlaşması noktasında tek başına yeterli olmadığı söylenebilir. O zaman başka faktörlerin de önemli olabileceği düşünülebilir. Bunlardan en önemlileri; kişilerin yaşadıkları olaylar (tecrübeler) ile karakteristik (kişilik) özellikleridir.

Herkes aynı şeyi yaşayamaz. Herkesin sınavı kendisine ağır gelse de aynı çetin sınavdan geçmez veya geçemez. Yaşam bu noktada değişik kategorilerden oluşmaktadır. Tıpkı suların kanalda veya borudaki akışında olduğu gibi sosyal yaşam da tabakalar (laminer) halinde akmaktadır. Her tabakanın farklı özellikleri (en azından hızları) vardır. İnsanlar da buna benzer şekilde farklı tabakalarda (seviyelerde), farklı olayları yaşamaktadır. Uzaktan bakıldığında, olaylar birbirine benzese de özelde her olayın kendisine mahsus özellikleri vardır. Tabiri caizse her su (olay) kendi mecrasında akmaktadır…

Burada kişilerin karakteristik özellikleri de önemlidir. İnsanlar aynı olaydan, değişik şekilde etkilenmekte ve değişik sonuçlar çıkarabilmektedir. Aynı olaydan, örneğin kimisi olumlu, kimisi de olumsuz yargılara varabilmektedir. Zira her insanın gözlüğü (paradigması) aynı değildir.  Yıllar önce aynı kurumda çalıştığım arkadaşımdan, duyduğum hikâyeye göre batı ülkelerinin birinde, kötü işlere karışmış bir adam vardır. Adamın hayatı hep kötü işlerle geçmiş ve sonu da kötü olmuştur. İki de oğlu vardır. Biri tıpkı babası gibi kötü (yasa dışı) işlere bulaşıp, hapishaneye düşer, diğeri de ülkenin en büyük şirketinin, üst düzey yöneticisi (CEO) olur. Bu durum, bir gazetecinin dikkatini çeker. Bunun nasıl olduğunu açıklığa kavuşturmak için iki kardeşle söyleşi yapmaya karar verir. Önce hapishaneye gider ve söyleyişini gerçekleştirir. Buradaki kişi, yaşadıklarını ve yaşam koşullarını anlatır. Kötü hayatı seçmesinin dışında, yapacak bir şeyi ve başka şansının olmadığını söyler. Gazeteci daha sonrasında yönetici olan, diğer kardeşin yanına gider ve onunla da benzer şekilde söyleşiyi gerçekleştirir. O da yaşadıklarını anlatır. Tıpkı diğer kardeşi gibi fakat onun tam tersine, içinde bulunduğu koşullardan dolayı başarılı olmaktan başka çaresinin olmadığını ifade eder. Gazeteci bu duruma çok şaşırır. Çünkü aynı koşullarda yaşayan iki kardeşin, yaşadıkları olaylardan farklı sonuçlar çıkarması, kendisine oldukça garip gelmiştir…

Dolayısıyla insanlar karakteristik özelliklerine bağlı olarak da aynı olaydan, değişik sonuçlar çıkarabilmektedir.

Bir zamanlar ben de böyle bir sonucun olabileceğini, kurumsal konularda farklı düşündüğüm, mesai arkadaşıma söylemiştim. Ona demiştim ki “Seninle aynı kurumda çalışıyor olmamız, aynı düşünceye sahip olacağımız anlamına gelmez. Hatta aynı okullarda ve aynı kitapları okumuş olsaydık bile yine de değişik düşünen insanlar olurduk. Zira senle ben, aynı kişi değiliz. Farklılığımız; geldiğimiz çevreden, okuldan (üniversiteden) ve özellikle de yaradılıştan kaynaklanmaktadır”. 

Osmanlı Devleti’nin son şeyhülislamı, Mehmet Nuri Efendi’nin babası olan Hacı Osman Kâmil Efendi’nin bir şiirindeki “Bu vücut iklimine bin can gelir, bir can gider” dizesinin, bu aleme gelen bin insandan ancak birinin olgunlaşabileceği şeklindeki yorumu; sanırım ifade edilmeye çalışılan acı gerçeği, ortaya koymaktadır…

Gönül ister ki herkes olgun olsun; anlayışlı olsun, iyi olsun; eski bir şarkıda da ifade edildiği gibi kardeş olsun, hayat da bayram olsun. Ancak hayatın böyle olamayacağını, acı gerçekleri ortaya koymaktadır. Buna rağmen ümitsiz de olmamak gerekir. Yaşamın yapısını anlamak gerekir. Kötülük olduğu kadar iyilik, çirkinlik olduğu kadar güzellik de olmalıdır. En azından olmasına çaba sarf edilmelidir. Büyük Türk Mutasavvıfı Hoca (Hâce) Ahmet Yesevi’nin ifadesiyle kötülük bitmiyorsa iyiliğin de bitmemesini sağlamak; şerler tükenmiyorsa da erleri (iyileri, olgunları) yetiştirmek esas olmalıdır.

Hepimizin olgunlaşmış olarak gidenlerden olması dileğiyle…

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları