İDRİS YAVUZ


İNSAN’IN YÜREĞİ TEMİZ, ALNI AÇIK OLMALI

İDRİS YAVUZ


Eskiden suç işleyenlerin alınlarına, aldıkları cezaya göre kızgın demirle damga vurulurdu. O zamanda bugünkü gibi nüfus ve adli kayıtlar tutulmadığı için kişilerin tanıtımı ancak bu yolla yapılırdı.

Alnında damgası olan sabıkalı, bu durumu gizlemek için ya kafalarını önüne eğip gezerdi, ya da külahlarıyla alınlarını kapamak zorunda kalırlardı.

Hiçbir cezası olmayan insan dürüstlüğünün bedeli olarak alnı açık, başı dik olarak halkın arasında dolaşırdı. 

Günümüz dünyasında, sistemin gereği olarak her şey tersine yürümektedir.

Devleti ve milleti dolandırıp keselerini dolduranlar şerefli, haysiyetli, onurlu bir şekilde aramızda dolaşmaktadır.

Onlar ancak suçüstü yakalandıkları zaman elleriyle yüzlerini kapatmaktadır. Bunun dışında ayıplı tarafları asla gözükmez. 

İşin garip tarafı, bir tepsi baklava çalan çocuk sekiz küsur yıl hapse mahkûm olurken, rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nun ifade ettiği gibi malı büyük götürenlere sadece üç aydan altı aya kadar hapis ve bir miktarda da para ödemektedir. Bu size biraz garip gelmiyor mu?

Bugüne kadar basında ve kamuoyunda açıklanan milyonları götürenlerin kaçı cezaevinde yatmaktadır?

Biz işimize geldi mi mangalda kül bırakmayız. Sivrisinekle savaşırız ve asla bataklığı kurutmada çözüm aramayız. 

Peki, bu hortumcuların alnında hiç damga var mıdır? “yüzsüzlerin” açıklaması ile ilgili kanun kimler için geçerlidir? 

Siz hırsıza bile asla hırsız diyemezsiniz. Çünkü bu bir suçtur. 

Bir kere “İnsanın alnı açıksa, yüreği sıcaktır”. Onun vicdanında haksızlığa yer yoktur.

Millet olarak, insan olarak biz biraz duyarsızız. “Bana değmeyen yılan bin yaşasın”, “Devletin malı deniz yemeyen d….” diyen zihniyeti belleklerden silmek gerekir.

Bu tip insanlara tıpkı Ahi Evran sisteminde olduğu gibi boykot yapma zamanı geldi de geçmek üzeredir. İşte bu bir vicdan meselesidir.

Vicdanın verdiği zararı akıl gideremez. Akıl vicdana karşı hükmedemiyorsa düzen bozulur. 

Vicdanların özgür olmadığı yerde, zulüm vardır. Adaletin sokağa döküldüğü yerde, toplumun yeri mezardır.

Düşünürlere göre, Mahatma Gandhi; “Vicdanın sesi bütün kanunların üstündedir."

Montaigne; “Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur.”

(Eflatun) ; “Zulmeden kimse, mazlumdan daha sefildir.” 

Kur-an’ı Kerim; “Emrolunduğun gibi dosdoğru olun!” (Hud, 112) buyuruyor. 

Mehmet Akif Ersoy ise; “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın, Ne irfan kalır tesiri katiyen, ne vicdanın. Hayat artık behimidir... Hayır, ondan da alçaktır.” diyor.

Hazreti Ömer’in, kendi özel işini yaparken kendi mumunu, kamu hizmeti görürken devletin mumunu yakmasındaki nedeni bu hassasiyetindendir.

Haksızlığın zıttı zulümdür. Zulüm bir hakkın gaspıdır.

Bir başkasına ait olan hakkı, ister despotça alın, ister hile ile alın, hepsi Allah katında zulümdür. 

O yüzden, her zulüm kul hakkıdır. Kul, kulu af etmedikçe C. Allah haksızlığı yapanı asla af affetmez.

İşte insan olmanın gereği, adaletli, ahlaklı, yüreği temiz, kul hakkına riayet eden alnı açık olmalıdır.