KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


HAYATIN ACIMASIZLIĞI VE YAMAN ÇELİŞKİSİ


Doğa kanunlarının acımasız bir yönü vardır. Dolayısıyla yaşam (hayat) sürekli mücadeleyi gerektirmektedir. Ancak burada yaşamın (hayatın) acımasız yönüne, insanoğlu tarafından gerçekleştirilen katkılardan ve içine düştüğü yaman çelişkilerden söz edilmeye çalışılacaktır. Bunlar pratik yaşamdan elde edilen, gözleme ve tecrübeye dayalı kişisel düşüncelerdir.

 

Günümüz dünyası, kendi kültürümüz ve değerlerimiz açısından belki de en acımasız ve çelişkili bir dönemin yaşandığı, çağ olarak tanımlanabilir. Bu noktada toplumun belli bir kesiminin, acımasız ve çelişkili yaşam biçimi içerisinde olduğu da ifade edilebilir. Düşünce ve dünya görüşü farklı olsa da söz konusu kesimin, savunduğu değerler ile sürdürdüğü yaşam biçimi arasında, çelişkiler olduğu düşünülmektedir. Önermeyi, toplumun tamamı için genelleştirmek elbette doğru değildir. Haksızlık da olur. Kaldı ki sosyal alan, eşya alanından (fizik âlemden) farklıdır. Fizik âlemdeki genelleştirmeler, yaygındır ve oldukça da işe yaramaktadır. Sosyal yaşamdaki genelleştirmeler ise çoğunlukla hatalara neden olabilmektedir. Bunu da göz ardı etmemek gerekir.

 

Günümüz insanı için en ciddi sorun; belki de şimdiye dek hiç olmadığı kadar dünyevileştiği olgusudur. Eşyaya, metaya, makama, servete, mevkie verilen önemin artmasıdır. Bu açıktır. Üniversitede öğretim üyesi olan bir arkadaşımın, eski İstanbul evlerinin çoğunun ahşap, cami gibi ibadethanelerin ise taştan olmasının, insanların geçici, ibadethanelerin ise kalıcı olduğu anlamına geldiği ve bu düşünceyle inşa edildiği ile ilgili sosyal medyadaki paylaşımı, oldukça anlamlıdır. Söz konusu düşünce, belli sayıdaki günümüz insanı için maalesef önemini hemen hemen yitirmiştir. Değerlere kıymet veren, insani özelliklere öncelik veren, ömrün fani olduğu, herkesin dünyada geçici olduğu vb. duygularla hareket eden pek çok kimse de vardır. Buna itiraz edilemez fakat çoğunluk sanki diğer taraftadır. Hangi anlayış ve dünya görüşünden olursa olsun fark etmemektedir. Zira mevcut dünya düzeni ve anlayışı, baskın bir atmosfer içerisinde, her zeminde etkili olmaktadır. Farklı görüş ve düşünceye fazla imkân vermemektedir. Yaman çelişkileri de barındırmaktadır.

Kişiler özgün değerlerini, duygu ve düşüncelerini, örf ve geleneklerini bir yere kadar taşımakta, sonrasında da ‘üzüm üzüme baka baka kararır’ misali düzene uymaktadır. Birbirine benzemektedir. Zamanı (yaşamı) değiştiremeyenlerin, zamanla değişmesi kaçınılmazdır. Hele de yaşam ve ötesiyle ilgili belli amacı, hedefi, derdi ve kaygıları yoksa veya silinmişse değişim hızlı, beklenen sonuç da kaçınılmaz olarak gerçekleşmektedir. 

 

Bürokrasiden, özel sektörden, ticaret dünyasından (esnaf da dahil) birçok insan tanıdım. Daha doğrusu tanıdığımı sandım. Bugün bazılarını tanıyamadığımı anladım. İmkânlar yokken başka, varken başka olduklarına şahit oldum ve şaşırdım kaldım… Küçük makamda veya sınırlı imkânları olan küçük esnafken, mütevazı koşullarda tanıdığım kişilerin, belli makam ve maddi olanaklara sahip olduktan sonra ciddi şekilde değiştiğini gözlemledim. Onların dünyevileştiğini; makamları, mevkileri sadece kendilerine veya kendi gibi düşünenlere layık gördüklerine; gücün yanında yer aldıklarına, tabiri caizse kargadan başka kuş tanımadıklarına; ölümü ve ötesini dikkate almadıklarına; işlerine veya mantıklarına (!) uymayan değerleri, gerçekleri ve diğerlerini kabul etmediklerine tanık oldum. Yaşamın sadece şahsi menfaatleri korumak ve mantıktan ibaret olduğu; duygulara da yer olmadığı, varsayımından hareket ettiklerini ve bunu da ısrarla savunduklarını gözlemledim. İşleri yolundayken toplumsal sorunlara kayıtsız kaldıklarını da gördüm. Şaşkınlığım bir kat daha arttı…

 

Eski insanlar, hayatın beklenenden farklı yani beklenmeyen gelişimi karşısında, şaşkınlıklarını belirtmek için “ben mi deliyim, yoksa Bağdat mı deli?” der sonrasında “Bağdat deli olur mu, olsa olsa ben deliyim” derdi. Bugün yaşasaydı onlara “sen deli değilsin, belki de velisin!.. Bağdat değişti, yaşam değişti çünkü insanlar değişti ve orayı değiştirdi; nihayetinde de ne insanlar eski insan ne de Bağdat eski Bağdat, belki de sen bunu yeni fark ettin” denilebilirdi.

 

Diğerlerine maddi veya manevi anlamda zarar vermediği, insanları birbirine karşı kin ve nefrete sürüklemediği, barış ve kardeşliğe halel getirmediği sürece herkes istediği gibi düşünür, yaşar ve konuşur. Bunun aksi zaten günümüz dünyasında geçerli değildir. Eski zamanlarda, toplumdaki farklılıkların yaşama şansı, daha azdı. Farklılığa karşı insanların tepkisi fazlaydı. Şimdi koşullar değişti, zaman değişti kısacası her şey değişti. Bu hususta gelişim arttı fakat diğer taraftan bozunum da arttı. Hangisi ağır bastı? sorusunun cevabını okuyucunun takdirine bırakıyorum. Entropi yasasını da hatırlatıyorum…

 

Yukarıda ifade edilen eski insanların yaşam koşullarının değişimi ve/veya diğer insanlarla kendi düşünceleri arasındaki derin farklılık karşısında, ortaya koydukları şaşkınlık ifadesi, galiba hala onlar gibi düşünen, pek çok insan için de geçerlidir. Bir zamanlar kişilere değer aşılamaya çalışan; geçmişin ve geleneğin kıymetli özelliklerini anımsatan; bunları samimiyetle savunan; ne kadar da güzel insanmış dedirten kişilerin; zaman değiştikçe, makam ve mevkileri geliştikçe (değiştikçe), servetleri arttıkça, kısacası eskisine nazaran şu an içinde bulundukları farklı durum karşısında, hala en doğru yolda olduklarını iddia etmeleri, eskilerin “ben mi deliyim yoksa Bağdat (onlar) mı?” sözünü anımsatmaktadır. Tüm bunlara entropi gibi doğa yasaları mı sebep olmaktadır? diye de düşünmeden durulamamaktadır. Ancak bozunuma (entropiye) karşı; irade, vicdan, merhamet, adalet, fanilik (ölüm) duygusu, insan olmakla ilgili doğuştan gelen özelliklerin ve kutsal değerlerin varlığı da hatırlatılmaktadır…

 

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları