EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


GELECEKTEKİ YAŞANTIDAN KESİTLER

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değişmeyen Davranış İlkesi

En son yazımda, özellikle yakın gelecekte teknolojik olarak ne gibi gelişmelerin olabileceğini ifade etmiştim. O yazıda “Bunların (teknolojinin) ne gibi sosyal sonuçlarının olabileceği hususunda, kendi yorumlarıma dayalı ayrı bir yazı yazabileceğimi de ifade edebilirim.” demiştim. Dolayısıyla bugün de gelecekte teknolojik olarak gelişmiş bir toplumda, ne gibi sosyal değişimlerin olabileceğini, sezgisel olarak ortaya koymaya çalışacağım. Benim için bu yazı, aslında bir deneme yazısı olacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi teknolojik olarak gelecek ile ilgili kısmen de olsa öngörüde bulunmak mümkündür. Ancak sosyal değişim ile ilgili öngörü biraz daha zor gibi görünür. Zira sosyal olaylar daha çok parametreli ve kaotiktir. Tüm bunlara rağmen her şey değişse bile daha öncede pek çok kez vurguladığım gibi değişmeyen ilkeler olacaktır. İnsanoğlu için de benzer bir ilkeden bahsedilmektedir.

Fizikçi Michio Kakunun yaklaşımına göre 100.000 yıldan daha önce Afrika’da ortaya çıktığı şeklinde kabul edilen, bize benzer insanların özellikleri ile zamanımız insanlarının özelikleri arasında fazla bir fark yoktur. Hem anatomik olarak hem de düşünsel yapı olarak. Kaldı ki farklı oldukları ile ilgili bir kanıt da yoktur. O dönemden bir insanı; banyo yaptırıp, tıraş ettirip ve bir takım elbise de giydirip bir caddede gezdirsek, onu fiziksel olarak diğerlerinden ayırt etmek imkânsız olacaktır. Dolayısıyla aynı bilimciye göre tüm insanlığın fiziksel özellikleri gibi istemleri, rüyaları, kişilikleri ve arzuları da 100.000 yıl içerisinde çok değişmemiştir. İnsanlık, modern teknoloji ile arzular arasında bir tercih yapma noktasına geldiğinde, diğer ifadeyle ikisi arasında bir çatışma doğduğunda, bu ilkeye göre ilkel arzular, her zaman kazanacaktır. Kaku’nun Mağara Adamı İlkesi dediği bu şey aslında kültürümüzde fıtrat, modern Türkçede ise yaradılış denen olgudur. Bunlar adeta insanlığın değişmeyen karakteristik özellikleridir. Çevresel etkilere de direnmektedir. Belki de insanı insan yapan değişmeyen karakteristik değerler de bunlardır. Özelliklerin değişimi, insanın pek çok özelliklerinin değişimine neden olacağından, söz konusu değerler ile diğerleri muhtemelen bu nedenden dolayı sabit kalmaktadır. Tıpkı eşyada olduğu gibi. Eşyada da yoğunluk, iletkenlik, renk, akıcılık, uçuculuk  gibi özellikler; eşyayı eşya yapan değerlerdir. Özelliklerin değişimi, eşyanın da değişimi anlamına gelecektir. Bu açıdan yukarıda ifade edilen yasayı Mağara Adamı İlkesi yerine bana göre Fıtrat İlkesi veya Yaradılış İlkesi olarak tanımlamak, kültürümüze göre daha anlamlı bir ifadedir.

Buradan anlaşılıyor ki yıllar sonra da fıtrat ilkesine göre bazı özelliklerimiz değişmeyecektir. İnsanın temel karakteristik özellikleri sabit kalacaktır. Teknoloji değişecektir. Sosyal ve diğer yapılar da değişecektir. Kimilerine göre insan da değişecektir. Ancak insanlık değişmeyecektir. Sabit kalacaktır. Teknoloji ne kadar da gelişmiş olsa, kişisel iletişimde yüz yüze görüşme hep önemini sürdürecektir. Hiçbir teknoloji onun yerini tutmayacaktır. “Bilgiye erişmek kolaylaştı, bundan sonra okullara ihtiyaç azaldı” dense de okullarda öğrenci sayısı azalmayacak tam tersine artacaktır. Bunun gibi yaradılıştan gelen özelliklere dayalı davranışların çok da değişmeyeceği görülmektedir. Pek çok şey değişse de değiştiren ilkeler de değişmeyecektir.

 

Geleceğin Teknolojisi

 

İnsanlık değişmese de gelecekte, insanın bazı davranışları ile birlikte toplumsal yapıların bir kısmının değişeceği kaçınılmazdır. Zira teknolojik değişimle birlikte pek çok şeyin değiştiği görülmektedir. En azından, öz değişmese de şeklin değişmesi çok muhtemeldir.

Çok yakın olmasa da uzak gelecekte, sürücüsü olmayan veya havada uçan otomobillerle bir yerden başka bir yere gidenler, çok sık görülecektir. İnsanlar bu konuda belki de inanılmaz bir rahatlıkla, havayı da kullanarak istedikleri yere gidip, geleceklerdir. Hızlı trenler daha da hızlanacaktır. İletişim olanakları yine benzer şekilde daha da yaygınlaşacaktır. İnternet her yerde olacaktır. İnternetsiz yaşam zaten olmayacaktır. Bankacılık hizmeti daha çok internet üzerinden yapılacaktır. Pek çok sistem devasa yapay zekâlar tarafından işletileceklerdir. Mağazalar veya dükkânlar yine olacaktır. Ancak bazılarının içerisinde çalışanı veya kasiyeri olmayacaktır. Hem alışveriş yapılacak hem de ödeme yapılacaktır. Belki de mağazaya veya dükkâna girildiğinde, merkezi bir sistem yüz tanımadan dolayı oraya kimin girdiğini ve çıktığını bilecektir. Hırsızlık da olmayacaktır. Olsa bile kimin yaptığı belli olacaktır. İnsanoğlu Mars’a gidecektir. Ay’a turistik seyahat ile birlikte maden araması da yapılacaktır. Yapay pek çok organ üretilecektir. Teknoloji ile birlikte tıpta da baş döndürücü gelişmeler gerçekleştirilecektir. Tüm bunların gerçekleşmesi hayal değildir. Çoğu zaten yapılmaktadır. Ancak henüz yaygınlaşmadığı bilinmektedir. Yaygınlaşması için belli bir süre gerekmektedir.

 

Geleceğin Toplumsal Yaşamı

 

Tüm teknolojik gelişmelere rağmen insan için yenidünya anlayışı onu mutlu etmeye yetecek midir? Bunun için evet demek pek de kolay olmayacaktır. Yukarıda ifade ettiğim gibi insanlık değişmese de insan değişecektir. Doğada gözlenen bir olay aslında bize bu konuda bir fikir vermektedir. Bir yerde bakterilerin olduğunu düşünelim. Bunların da belli miktarda besinleri olsun. Besin miktarı değişmezse bakterilerin konumları da değişmeyecektir. Ancak bakterilere verilen besinler artınca, dağıldıkları ve birbirinden ayrıldıkları gözlenecektir. Besinleri azalınca da tekrar eski konumlarına dönecektir. Bu gözlem aslında entropi yasasından başka bir şey değildir. Bir sistemin enerjisi artınca, orada entropi artacaktır. Entropi artınca da dağılmalar başlayacaktır. Gruptan uzaklaşmalar oluşacaktır. Bunun sosyal yaşamda karşılığı ise bireyselleşmenin daha da yaygınlaşacağıdır.

Eskiden toplumumuzda bireysellikten daha ziyade toplumsal anlayışa uygun bir yaşam biçimi vardı. İnsanların birbiriyle ilişkisi daha sıkı ve samimiydi. Muhakkak bunun kültürel sebebi de vardır. Zira milli kimliğimiz, bireysel olmaktan ziyade toplumsal anlayışa daha uygundur. Kültürel kodlarımız da benzer şekildedir. Ancak bunu salt kültürel değerler üzerinden açıklamak pek de yeterli değildir. Aynı millet için bugün aynı şeyi söylemek, pek de mümkün değildir. Millet aynı, kültür aynı, mekân aynı olmasına rağmen değişen şeyler gelişti. Her şeyden önce zaman değişti. Ancak zamanın böyle bir yaptırımı var mı? Fizikçilere göre yoktur. Zaman, sadece bir olayın oluşmasındaki süreyi belirleme anlamında etkili bir olgudur. Diğer olguları değiştiren şey yani kuvvet başka bir şeydir. Olguları değiştiren entropi yasasıdır. Salt o mu? Değil elbette. Ancak değişimi etkileyen her bir kuvvet, entropinin artmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla bu yasa, değişimi meydana getirmekle birlikte diğer yasalar da buna hizmet etmektedir. Bence tüm yasalar tek bir yasaya çalışmaktadır. Ona destek vermektedir. Kimilerine göre doğanın en üstün, bana göre de doğanın en acımasız yasası, entropi yasasıdır. Kısaca bu konuda tüm yollar Roma’ya çıkmaktadır. Bu bakımdan toplumsal olarak bireyselleşmeyi entropi yasası açısından da izah etmek olanaklıdır. Ancak yasaya göre söz konusu durum kaçınılmaz bir son olsa da bunun süresini uzatmak, iradi olarak belki de mümkün olacaktır.

Demek ki gelecekte daha teknolojik olmakla birlikte daha da artan bir bireysel yaşam bizleri beklemektedir. Buna şimdiden alışmalıyız. Toplumsal yaşam anlayışını benimsemiş insanların çoğu da öldüğüne göre, bunu taşıyacak insanlar da azalacaktır. Ancak hiç kalmayacak denemez. Şimdiki dernekler gibi belki onlar da bir dernek çatısı altında, bir arada toplanacaklardır. Ancak toplumu etkilemeleri olanaklı olamayacaktır. Huzurevlerinin daha çok artması beklenmektedir. Pek çok insan oralarda yaşayacaktır. Zira büyükanne ve büyükbabaların hatta anne ve babaların çocukları ile kalmaları fazla mümkün olmayacaktır. Nesiller arası anlayış farkı, daha da baskın hale gelecektir. Bu konuda Türk toplumunu önemli bir değişim beklemektedir. Bunun için önlemler alınırsa durum kısmen de olsa biraz değişebilir veya gecikebilir. Burada yetkililere ve bireylere önemli görevler düşmektedir.

Toplumsal ilişkiler daha resmi, daha batı tarzında olacaktır. Batı insanının karakteristik özelliğini ifade eden kol mesafesi (arm length) kavramı bizim gibi toplumlarda daha da belirgin olacaktır. Baskın hale gelecektir. Herkesin bireysel bir alanı olacaktır. Bu durum bireysel anlayışın gelişimine de neden olacaktır. Herkesin giysileri birbirine daha da yakınlaşacaktır. İnanç ve görüşlerde farklılıklar olsa da giysilerdeki farklılıklar azalacaktır. Tüm dünya belli bir tarza doğru gidecektir. İç dünyalar farklı olsa da dış görünüşler birbirine daha çok benzeyecektir. Ancak belli bir süre sonra iç dünyalar da birbirine benzemeye başlayacaktır. Zaten fizikteki denge yasası burada da kendini hissettirmeye çalışacaktır. Toplumlar arası iletişim ve ilişkiler artıkça, benzeşimde artacaktır. Üzüm üzüme baka baka kararacaktır. Bu kaçınılmaz bir son olacaktır. Bu manada buradan çıkış olmayacaktır. Böyle gelmiş, böyle gitmeyecektir

 

Sonuç

 

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi geçmişe ne kadar yabancıysak geleceğe de o kadar hatta daha fazla yabancı olacağımız, bir gerçek gibi durmaktadır. Gelecek bu konuda geçmişten daha da yabancı olacaktır. Gelecekteki insan da farklı olacaktır. Temel özelliği değişmese de birçok özelliğinin değişeceği bir gerçektir. Hayata bakışı, eğitim anlayışı, dünya görüşü ve diğer pek çok özelliğinin değişmesi beklenmektedir. Değişimin nihai bir sonu var mıdır? Diye sorulduğunda ise buna yanıtımız hayır olacaktır. Zira yaşam; değişim ilkesi üzerinden devam etmektedir. Her gün, yeni bir gündür. Bu noktada dün dündür, bugün de bugündür. Bugün dünden farklıdır. Yarın da bugünden farklı olacaktır. Döngü dönse de sürekli değişecektir. Belki de gelen, gideni aratacaktır. Çözülen bir sorunun yerine, çözüm gerektiren başka sorunlar ortaya çıkacaktır. İnsanoğlu da her zaman benzer uğraş içerisinde olacaktır. Arayışları da hiç yok olmayacaktır. Bir var olacak, bir yok olacak. Belki de hep kendi varından yoksun kalacak…

 

Hoşça kalın…