EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


GELECEĞE NE KADAR YAKINIZ? :GELECEĞİ YAKINLAŞTIRANLAR…

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Geleceğe Ne Kadar Yakınız? :Geleceği Yakınlaştıranlar…

Bir önceki yazımda, tarihçi bir yazarın kitabından esinlenerek geçmişe ne kadar yabancı olduğumuz ile ilgili görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım. Geçmiş ile günümüz arasında, hayatın temel yasalarından olan değişim üzerinden, bir bağ kurmaya çalışmıştım. Söz konusu yazımda “Gelecekte bizleri veya bizden sonraki nesilleri, nelerin beklediği konusundaki bilgi ve görüşlerimi de kısmetse bir sonraki yazımda ifade etmeye çalışacağım.”, demiştim. Bu yazının başlığında “Geleceğe Ne Kadar Yakınız?” ifadesi de bu anlamda değerlendirilmelidir. Zira geleceğe yakınlık mevzusu, gelecekle ilgili yenilikleri ve değişimleri; görmek ve yaşamak anlamındadır. Bu durum, kişisel olarak, ömürle ilgili bir husustur. Ne kadar uzun yaşanırsa zaman açısından olmasa da yenilikler açısından, geleceğe o kadar yakın olunur, anlamındadır. Ne kadar uzun ömür, o kadar yenilikleri görmek ve değişimi yaşamak demektir. Kişisel olarak, her şey kişiyle anlamlıdır. O varsa o şey de vardır. O yoksa o şey olsa bile onun için anlamı olmayacaktır. Pek çok şey, bu dünyada ve yaşarken anlamlıdır. Ancak kişi olmasa da yaşam olacaktır. Yaşam devam edecektir. Biri gelip, diğeri gidecektir. İki kapılı bir han gibi birinden girilip, diğerinden de çıkılacaktır. Yaşam döngüsü ise sürecektir. En nihayetinde han da olmayacak, hancı da kalmayacaktır. Dolayısıyla bu yazı, gelecekte ortaya çıkabilecek değişimlerin, neler olabileceği hususundaki görüşlerimin, konu ile ilgili yazılmış eserlerden de yararlanarak ortaya konması anlamında olacaktır.

Gelecekte bizleri nelerin beklediği konusuna girmeden önce gelecek ile tahminlerde bulunanların, ne tür yaklaşımlarla bunları gerçekleştirdiği hususunda bazı bilgileri paylaşmanın önemli olduğunu düşünmekteyim. Bir insanı, gelecekte nelerin beklediği hususunda bir şeyler söylemek, biraz iddialı olacaktır. İddiadan da öte haddi aşmak da olabilecektir. Zira hiçbir insanın, yarını ile ilgili herhangi bir şey yapmaya, garantisi yoktur. Kimin ne olacağını ancak Allah bilir, denir. Beşeriyet bu konuda acizdir. Yaşam sonludur. Sonun ise tarihi belirsizdir. İnsanoğlu hiç ölmeyecek gibi yaşasa da akıbet bir gün gelecektir. Öncelikle bunun bilinmesi ve vurgulanması da faydalıdır. Konu bir o kadar da düşündürücüdür.

Yazıda ortaya konmaya çalışılan tahmin konusu, özellikle bilimsel ve teknolojik alanlarla ilgilidir. Bunlarla sınırlı tutulmaktadır. Onlar, tıpkı perşembenin gelişinin, çarşambadan belli olması gibi bir anlam kabilinden değerlendirilmelidir. Yoksa geleceği bilmek, anlamında değildir. Geleceğin yüzde yüz bilinmesi bu noktada zaten mümkün değildir. İnsanın seviyesini de aşar. Gelecekle ilgili tahminler yapılabilir ancak geleceği bilmek, pek olası değildir. Tahminler emare denilen ipuçlarından hareket edilerek belirlenir. Örneğin bulutların varlığının, yağmurun yağacak olmasına delil teşkil etmesi gibi. Ancak unutulmasın ki her bulut olduğunda yağmur yağacak diye de kesin bir kural ya da yasa yoktur. Bazen bulut olsa da yağmur yağmayabilir. Bazen de bulut olmasa da bulutlar bir anda oluşarak yağmur yağabilir. Doğadaki pek çok olayın kendi aralarında, doğrusal bir ilişki yoktur. İlişkiler doğrusal değil, daha çok kaotiktir. Bunların da bilinmesi faydalıdır. Her zaman, her yerde, her şey için iki kere iki dört etmeyebilir. Bazen üç, bazen de beş edebilir… 

Bilimsel ve teknoloji anlamında, gelecek ile ilgili tahminlerde bulunanlar daha çok bilim insanları, bilimkurgu yazarları, sanatçılar ve bu konuda çalışmalar yapan, farklı alanlardan, farklı insanlardır. Bunlar farklı meslek gruplarından olabilir. Burada sanatçıları da saymamın nedeni, yeniliğin ve değişimin tüm alanlarına açılmayı öngören; sanatta ve edebiyatta değişimi savunan, bir akımın da var olmasıdır. Bu akım daha çok, modern sanat, edebiyat ve toplumsal hareket akımı olarak da bilinmektedir. Çıkış noktası ve ortaya koyduğu ilkeler açısından, daha çok konunun uzmanlarınca değerlendirilmesi gereken bir anlayış olduğu da görünmektedir. Biraz da beni aşmaktadır. Benim asıl üzerinde durmak istediğim hususlar, sanat ve toplumsal hareketlerden ziyade yukarıda da ifade edildiği gibi gelecekteki bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile ilgili olacaktır.

Gelecekle ilgili öngörüde bulunanlara en güzel örneğin, kaynaklarda Fransız bilim kurgu yazarı Jules Verne olduğu bildirilmektedir. Yazar 1828-1905 yılları arasında yaşamış ve gelecek ile ilgili konularda pek çok eser yazmıştır. Seksen Günde Devri Âlem, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Ay’a Yolculuk ve Yirminci Yüzyılda Paris gibi eserleri mevcuttur. İlk veya ortaokula giderken bir kısmını okuduğumu hatırlıyorum. Yazarın hayatı ile ilgili eser yazanlar, onun gelecek ile ilgili bazı tahminlerinde, önemli isabetler kaydettiğini belirtilmektedir. Onlara göre Verne; 1960’lı yıllarda Paris’in örneğin metroya, benzinle çalışan otomobillere, yüksek hızlı trenlere, televizyonlara hatta internete benzeyen bir sisteme sahip olacağını tahmin etmiştir. Ayrıca Verne’nin başka eserlerindeki tahminlerinin de ilginç şekilde doğru çıktığı ifade edilmektedir. Ay’a astronot göndermedeki bazı detayları da doğru tahmin ettiği vurgulanmaktadır. Bunlar; uzay kapsülünün büyüklüğü, astronotların sayısı, seyahatin ne kadar süreceği gibi tahminlerdir. Ancak roketin yakıtını yanlış tahmin etmiştir. Yakıtı barut olarak yazmıştır. Hâlbuki roket yakıtı olarak barut değil, sıvı yakıt kullanılmıştır.  

Bence burada merak edilmesi gerekenin, yazarın tün bunları nasıl tahmin etmiş olmasıydı. O bir kâhin miydi? Tahminleri ilhamla mı yazmıştı? Metafizik âlemden mi besleniyordu? Gibi soruların yanıtları önemlidir. İlhamın, insan yaşamında önemli bir yer tutuğu bilinmektedir. Edison; Başarının %99’u alın teri, %1’i de ilham demiştir. Ancak Verne’nin isabetlerinin ne kadarını çalışarak, ne kadarını da ilhamla gerçekleştirdiği hususu belli değildir. Bunu bilmek, mümkün de değildir. Bunu belki kendisi de bilemezdi. Yazar ile ilgili çalışmalarda bulunanlar, onunla ilgili ilginç bilgiler sunmaktadır. Verne bilim adamı olmamakla birlikte bilim insanları ile yakın diyalog içerisindedir. Bilimsel buluşları içeren, geniş bir arşivinin olduğu da belirtilmektedir. Dolayısıyla onlara göre Verne, bilimin uygarlığı şekillendirmesi noktasında önemli bir fonksiyona sahip olduğunun bilincindeydi. Bilimin ve teknolojinin toplumları dönüştürme gücünü fark etmişti. Tüm bunlar, Verne’nin hayal gücünün ve engin anlayışının asıl püf noktası idi.

Bu konuda bizden de Piri Reis örnek verilebilir. O 1470-1553 yılları arasında yaşamıştır. Çizdiği Dünya Haritası, ender çizilmiş bir şaheserdir. Dönemi açısından, pek çok ilginçlikleri de barındırmaktadır. 1513 yılında çizilen haritada, uzmanlara göre Atlas Okyanusu’nun iki kısmı; İspanya, Fransa, Amerika’nın doğu bölümleri ile Florida kıyıları ve Antiller gösterilmektedir. Diğer bir ifadeyle harita; Avrupa ve Afrika’nın Batı kıyılarını, Atlas Okyanusunu ve Orta ve Kuzey Amerika’yı göstermektedir. Haritanın çiziminde; ortaçağda çizilmiş 20 adet haritadan, Araplar tarafından çizilen 8 adet Caferiye haritasından, Arapça Hindistan haritasından, 4 adet Portekizlilerin haritasından ve Kristof Kolomb’un Batı haritasından yararlandığı belirtilmektir. Haritayı orijinal yapan en önemli hususlardan birinin de diğer kaynaklarda bulunmayan yerlerin gösterilmesi ve bunların da ancak 20. Yüzyılın ortalarında, havadan yapılan çekimlerle tespit edilmesidir. Yani Piri Reis’in haritası, kendisinden yüzyıllar sonra çekimler sonucunda, çizilen haritalara benzemektedir. Diğer ilginç bir nokta ise Antarktika kıyılarının henüz buzullarla kaplı olmadığı haliyle verilmiş olmasıdır. Bu durum, Piri Reis’in elinde buzul devrinden önce resmedilmiş, haritaların da olması ihtimalini gündeme getirmiş ve kayıp olduğuna inanılan Atlantis Kıtasının aranmasındaki çalışmalara dayanak teşkil etmiştir.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da başarılı olan insanların, belli özellikleri vardır. Burası kesindir. Onların kuvvetli bir önsezi yetenekleri olduğu bellidir. Ayrıca bu tür insanların, yaşamın hangi yönlere evirileceği hususunda isabetli görüşleri olduğu da söylenebilir. Ancak hepsinden daha önemlisi; zamanının bilimsel gelişmelerini yakından takip ettikleri, bilim insanları ile yakın ilişki içerisinde oldukları, bilimsel gelişmelerle ilgili ellerinde önemli dokümanların olduğu da ifade edilmektedir. Tüm bunlar; teknolojinin hangi noktalara gideceği, insan hayatında ne gibi sonuçlar doğuracağı gibi hususlarda onların isabetli tahminler yapmalarına, dayanak teşkil etmektedir.

Yazıda örnek verdiğim Jule Verne, bilimsel gelişimin teknolojiyi hangi noktalara getireceği ve bunun insan yaşamında ne gibi değişimler oluşturacağı ile ilgili romanlar yazarak gelecek ile ilgili tahminlerde bulunmuştur. Piri Reis ise zamanının çok önemli bir denizcisi ve bilimcisidir. Bu alanda çok üst seviyelere çıkmış da birisidir. Tabiri caizse alanının piridir. Belki de dönemin tüm önemli haritalarını, konuyla ilgili yazılmış eserleri de inceleyerek o dönem için henüz gidilmemiş, görülmemiş ve bilinmemiş yerleri bile tahmin etmiştir. Diğer bir ifadeyle oraları zihinsel olarak, önseziyle keşfetmiştir. Bunun sonucunda da olağanüstü bir harita çizerek sonraki nesillere yol göstermiştir.

Ortaya konulan iki örnekten biri Batıdan, diğeri de bizden. İki farklı dünyadan; iki farklı insan. Birisinin romanları, tüm dünyada çok okunurken diğerinin Akdeniz’e dair yazdığı Kitâb-ı Bahriye’yi var mı okuyan? Verne hayatın pek çok acısını yaşadı. Yazıları, önceleri pek de itibar görmedi. Babasının yönlendirmesiyle hukuk tahsili yapsa da o kendisini yazmaya verdi. Hayatının değişik dönemlerinde, değişik sıkıntılarla karşılaştı. Sağlık sorunları yaşadı. Zihinsel engelli yeğeni tarafından, bacağından vurularak hayatının bir döneminde bir ayağını kullanamadı. Diğeri ise büyük bir denizci ve bilge birisi olmasına rağmen Osmanlı Kızıldeniz’inde, Hint Donanması Komutanı iken idam edilerek yaşamı noktalandı. İdam sebebi sanki muammaydı. Hürmüz adası kuşatmasında, önemli bir hata mı yapmıştı? Tam da belli olmamıştı. Ancak sonu acıydı…

 

Tarih pek çok konuda, ilginç ve bir o kadar da hüzünlü olaylarla doluydu. Bizim geçmişten öğreneceğimiz daha çok şeyler de yok muydu?

 

Hoşça kalın…

 

Not: Cumhuriyet Devletimizin Kurucusu, Büyük Devlet Adamı, Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz