KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


GECE MİSALİ ÖRTELİM KUSURLARI!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Neden ademoğlu her konuda kendini yüce dağların karı gibi bembeyaz görmek ister ki?

Oysa hepimiz gayet iyi bilmekteyiz ki,

Hiç birimiz sütten çıkmış ak kaşıklar değiliz!

Gıybet’e,

Dedikodu’ya kaptırdık mı kendimizi,

Hayattan kopup,

Yemeyi – içmeyi unutuyoruz…

Öyle bir dalıveriyoruz ki dedikodu kazanına hayasızca…

Allah’tan korkmayı,

Kuldan hicap duymayı unutup

Akla hayale gelmeyen türlü çirkinliklerle çekiştirmeye başlıyoruz herkesi…

Ne eş, ne kardeş, ne arkadaş, ne akraba, ne komşu, ne tanıdık, ne bakkal kasap kalıyor ipliğini pazara çıkarmadık…

Hatta yetinmeyip dizi kahramanlarını bile elden geçiriyoruz başlamışken…

Yeter ki bir ademoğlu insani zaaflarına yenik düşmeye görsün…

İşte tam aradığımız malzeme!

Günlerce, haftalarca, hatta aylarca aynı mevzu etrafında ahlak dersi vermeyi kendimize kutsal bir görev edinip, konuşuyor da konuşuyoruz…

Oysa Yüce Yaradan gıybet etmeyi,

Arkadaşının cesedini yemekle eşdeğer tutuyor…

Olsun!

Ne önemi var ki,

Böylesine bir malzeme yakalamışken boş durulur mu hiç!

Tam gaz devam ediyoruz dedikodu kazanını kaynatmaya…

Durup - dinlenmeden çaba gösteriyoruz dedi kodu ateşine odun taşımaya…

Dostlarım;

Varsayalım ki gıybetini yaptığımız şahıs suçlu,

Hatalı,

Günahkâr!

Böyle bile olsa bu kimseyi deşifre edip,

Sürekli mahrem yanlarını anlatıp eleştirmek, ayıplamak, dedikodusunu yapıp haz almak ne kadar doğrudur sorarım size?

Düşeni,

İtibarını yitireni,

Zengin iken mal varlığını yitirip yoksul olanı gördükçe yüzünde gülücükler açan,

Neşesinden ve sefasından kırk takla atan,

Onların bu acısını neşe ve sevinç kaynağı yapan,

Başkasının mutsuzluğundan kendine mutluluk için paye çıkartanları gördükçe utanıyorum…

Emin olun insan olduğumdan iğreniyorum erenler!

Bütün bunları düşündüğümde ise yarenlerim;

Şeyh Edebali ve Mevlana Celaleddin’i Rumi’nin dağarcığımdaki şu güzel sözleri ışıldayıveriyor…

Kusurları örtmede gece gibi ol!” diyor yüce Mevlana…

Fakat nerde bizde kusur örtme insanlığı dostlarım…

Bırakın kusurları örtmeyi,

İmkan bulsak kusur işleyeni kapı kapı dolaştırıp cümle aleme rezil edeceğiz…

Adlarını yedi kat semaya yazdıracak,

Yetmedi günde kırk defa başlarına kakacak,

Daha da yetmedi ayaklarından tavana asacağız…

Bu derce ruh sağlığı arızalı bir toplum haline gelmişiz ne yazık ki erenler…

İnsanı kırk şekle sokan nefis doğurgandır,

Nefsi doyurmak, terbiye etmek, mücadele etmek, herkesin harcı değildir.

Ve dostlarım; emin olunuz bütün mesele bu nefis terbiyesini sağlamak ve nefsi devreden çıkarmakta yatıyor…

Biz modern çağ insanı nefisle mücadele konusunda maalesef başarısız kaldık…

Zira nefsimizi zorlayan dış unsunlar öylesine fazla ve öylesine kışkırtıcı ki bununla mücadele edip de başarılı olanlar gerçekten de kahraman olarak değer görmelidir…

Hiç kimse kalkıp ta kendini Meryem ve Yusuf’un saf terazisine koymasın yarenlerim,

Zira o terazi tartmaz hiç birimizi!

Belki herkes aynı fiili, aynı hata ve günahları işlemiyor hiç şüphesiz lakin bir yerinden bulaşıyor günah dairesine.

Kimimiz gıybet yaparak,

Kimimiz kul hakkı yiyerek,

Kimimiz merhametsiz ve vicdansız olduğumuzdan ,

Kimimiz yalan söyleyerek,

Kimimiz riyakârlık yaparak,

Kimimiz zulmederek,

Kimimiz çalıp - çırparak günah sularının karanlık derin girdaplarında yer buluyoruz kendimize…

Oysa dostlarım;

Müslüman dediğin düşenler için, zaafları olanlar için iyi temennilerde bulunur.

Yaradan’a yakarıp af ve mağfiret diler…

Kusurları örtmede gece gibi ol!

Sözü çok önemli bir sözdür ben fakire göre dostlarım.

Nitekim gece çirkinlikleri saklar, kapatır, her şey derin bir suskunun içine gömülür.

Derin bir uykunun akabinde seherin ışıl ışıl aydınlığı içinde yepyeni şeyleri barındırır ve unutturur gecenin karanlığını.

Bu nedenle ayıpları, kusurları örtmede gece gibi koyu karanlık olmak gerekir…

Kötü fiilleri unutmak ve unutturmak lazım gelir erenler…

Muhatap her kim olursa olsun hataları kapatmak büyüklüktür…

Moral değerler, etik, dini kaideler herkesi bağlar.

Toplumda her bireyin insani zaafları vardır erenler…

 Bu zaaflarımız olmasaydı zannımca insan değil, melek olurduk.

Lakin dostlarım toplumun hilesiz hurdasız işi olmayan bir kurumu kalmamışken,

Bulaşıklı ve şaibeli işlerin her gün bir yerinden patlak veriyorken,

Eğri oturup doğru konuşmakta da yarar var kanaatindeyim…

Ve dostlarım naçizhane kanaatim odur ki aslında bizlerin toplum olarak birincil meselesi;

“Değerler eğitimi” noktasında ıslah olma,

Yepyeni bir toplum bilinciyle,

Moral değerleriyle,

Dini hükümler bağlamında daha medeni, daha bilinçli ve eğitimli bireyleri yetiştiremez oluşumuzdur…

Bütün bu olumsuzlukları geride bırakmak,

Bertaraf edip daha güzel yarınlar kurabilmek adına bizler öyle bir insan modeli ortaya çıkarmalıyız ki;

Bu model bireyler mert, cömert, mütevazı, erdemli, merhametli, yürekli, dost, faziletli, şefkatli ve edepli olmalıdır.

Gürkan Ofis Mobilyaları