KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


ASIM CENGİZ GÜR


EY YETİMLER YETİMİ!

NOTLAR – Asım Cengiz GÜR


Yüce Allah’a sonsuz hamd ve senalar; Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ve O’nun al ve ashabına salat ve selam olsun.

Kıymetli Mü’minler! Bugün 3 Rebî’ül-evvel 1441 Cuma. Süleyman Çelebi rahmetlinin dizeleriyle; “Ol rebî’ül-evvel âyın nicesi, onikinci gece, isneyn gecesi” diye hatırlattığı nice Rebî’ül-evvel ayının birine daha kavuştuk. Nice rebî’ül-evvel aylarının gördüğü bugün de insanlık ve dünya karmaşa, adaletsizlik, haksızlık, zulüm altında inliyor. Bir zamanlar:

“Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, MUHAMMED ümmetiydi”. Ama ya şimdi, kendimizi, aslımızı unutmanın bir karşılığı olarak hiç hak etmediğimiz bir durumdayız, dünya da öyle.

“Yeryüzünde, riya, inkar, hıyanet altın devrini yaşıyor.. Diller, sayfalar, satırlar ‘Ebu Leheb öldü’ diyorlar: ‘Ebu Leheb ölmedi, Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!”.

Kardeşlerim! Buna benzer bir ortam bir buçuk asır önce yine yaşanıyordu.

“Ne doğruluk, ne doğru; ne iyilik, ne iyi.. Bahçendeki en güzel dal, unutmuştu yemiş vermeyi. Günahın kursağında
haramların peteği!”.

Bunu kendisine derd edinen bir insan vardı. İçinde bulunduğu toplumdan başlayan tüm cihandaki bu karanlık ortamı aydınlatmanın yol ve yöntemini arıyordu. Bu derd onu bazen toplumdan kısa süreli de olsa uzaklaştırıyor, tefekküre sevk ediyordu. Bir çare arıyordu ama bilinen tüm beşeri düşünce ve sistemlerin buna deva olacağına kanaat getiremiyordu. Toplum içindeki az sayıdaki hanif/sahih inanç sahipleri de, bir durağanlık yaşıyordu tüm zulümlere rağmen. Bunu kendisine derd edinen, içi bununla yanan ve bir çıkış yolu arayana, Yüce Allah (c.c.) bir gün Cebrail aleyhisselâm ile bir haber gönderdi. Artık O (s.a.v.), alemlere rahmet olduğunu biliyordu, yeryüzüne hakkın, adaletin, huzur ve sükunun hakim olmasının ve insanların iki cihanda payidar ve aziz olmasının yolunu biliyordu. Bu derdli insan, bundan sonra kendisine yüklenen vazifenin icrası için çabaladı tüm hayatı boyunca:

“Vicdanlar sakat çıkmadan yarına. İyilikler getirdi, güzellikler getirdi Adem oğullarına!”. O’nun bu çağrısına uydu diğer insanlar. Ancak, hırsının, malının, makamının kölesi olanlar, O’nun tebliğine kulaklarını tıkadılar. O’nunla birlikte yürüyenler, dünyayı karartan perdeleri yırttılar, kaldırdılar bir bir; gerektiğinde vaktini, malını, canını feda ederek. Çünkü Yaradan (c.c.) vaad ediyordu, asıl hayatta, ahiret yurdunda bunların bir karşılığı vardı. Bu dünya hayatının geçici birkaç günü nedir ki? Sonsuz bir hayat ve mutluluk vardı. Bu müjdeyi duyan, iman edenler; çok sevdiği eşini daha ilk gecelerinde yalnız bırakarak koşuyorlardı, “Allah’ın dininin yardımcısı olmaya”.

Aziz Mü’minler! Bugünkü insanlar olarak bize ne oldu? Niçin bir atalet içindeyiz? Niçin pasif kaldık ve kalmaya devam ediyoruz? “Üç günlük dünya”nın süslerine niçin bu kadar takıldık kaldık. Halbuki biz dünyayı sadece ekip biçecek ve gidecektik. Nasıl oldu da dünyayı bu kadar kıymetlendirdik. Bu hale düşmeden önce, iman ve irademiz karşısında bütün dünyevi ve beşeri düşünce ve sistemler zırhımıza çarpıyor ve etki edemiyordu. Ne zaman ki bu zırhlarımızı kaldırıp attık, aciz ve güçsüz kaldık. Yeniden zırhları kuşanmanın vakti geldi de, geçiyor.

“Neler duydu şu dünyada, doğumuna hayran kulaklarımız; ne adlar ezberledik, O’nun adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; artık, yolunu unuttu ayaklarımız. Kabe’ye siyahlar yakışmamıştı, belki bugünkü kadar!”

Kardeşlerim! Kim olduğumuzun farkına varalım. Niçin yaratıldığımızın ve bu dünyaya niçin gönderildiğimizin farkına varalım. Varalım ki:

“Ebubekir’de nur, Osman’da nurlar belirsin. Bugünün Kureyş uluları, karşılarında, kendilerine meydan okuyan bir Ömer bulsunlar. Ali’nin önünde kapılar açılsın, önünde eğilsin surlar. Bugünün Bedir’inde, Uhud’unda, Hayber’inde Hakk’ın yiğitleri, şehit olsunlar. O bir mutlu günde, ölümü tatsınlar, kıyamete kadar Yaradan (c.c.) onları rızıklandırsın”.

“Yüreklerden taşsın yine, imanlar! Itri, bestelesin Tekbir’ini; Evliya okusun Kur’an’lar! Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın Kayışzade Osman’lar! Naatını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle geri gelsin Sinan’lar! Çarpılsın, hakikat niyetine cenaze namazı kıldıranlar!

Aziz Mü’minler! Yine ve yeni bir Rebîü’l-evvel ayına girdik. Yüce Mevla (c.c.) nasib eyler ise önümüzdeki hafta cumayı cumartesiye bağlayan gece Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in doğum yıldönümüdür, Mevlid Gecesi’dir. Bu vesile ile, Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını (siyerini), söz ve davranışlarını (sünnetini-hadis-i şerifleri) gündemimize alalım ve O’nu anlamaya çalışalım. Böyle yapalım ki Yüce Rabbimizin bize “en güzel örnek/İdeal İnsan” olarak sunduğu Sevgili Peygamber Efendimizin ahlakını öğrenelim ve yaşamaya çalışalım. Böylece değişimi kendimizde başlatalım ve tüm cihana yayalım. İnsanlık, yine bir buhran ve karanlık içinde; dünya yine zulmün pençesi altında inliyor. Yüce Allah’ın kendisine halife kıldığı insan-ı kâmillere, gerçek mü’minlere her zamanki gibi ihtiyaç var. Arif Nihat Asya’yı da rahmetle anıyoruz, güzel dizeleri için:

Gel, Ey MUHAMMED (s.a.v.), bahardır. Dudaklar ardında saklı âminlerimiz vardır! Hacdan döner gibi gel; Mirac’dan iner gibi gel; bekliyoruz yıllardır!”

Dikkat edin ki; Sözün en güzeli, Nizamın en kapsamlısı, Aziz, Mülk sahibi ve Her şeyi bilen Allah’ın kelamıdır. Kerim Kitabımızda şöyle buyuruluyor:

“(Ey Muhammed ümmeti! Dininiz sayesinde) siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. (Çünkü) iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah’a (hakkıyla) inanırsınız”.

Gürkan Ofis Mobilyaları