KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


CEYHUN ÜSTEN


DÜNYA ARTIK FARKLI BİR YÖRÜNGEDE DÖNMEKTE

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”…

Peygamberi böyle seslenen bir ümmet ihtiyaç hasıl olduğunda varını – yoğunu ortaya koymaz mı?

İşte tam da o sözün gereğinin yerine getirmenin;

Devletimize,

Milletimize,

Ve dahi kendimize karşı vazifemizi yerine getirmenin tam da zamanıdır.

Aç olanla ekmeğini bölüşme vaktidir erenler…

El ele tutuşmadan,

Gönül gönüle verme vakti gelip çatmıştır.

Hem dinî,

Hem millî,

Hem de insani bir zorunluluktur bu yarenlerim…

Paylaşma ve bölüşme,

Yokları var eyleme zamanıdır.

“Zırnık bile yok!” diye bir taraflarını yırtıp ruhlarındaki çirkinlikleri kelimelere dökenlere inat!

İyilik ve güzellik hareketinin içinde yer bulma vaktidir.

Zira o nasipsizle hangi vakit hayırlı bir işi destekleyip,

Bir sıkıntıyı gidermek adına omuz verdiler ki bugün versinler.

‘Zırnık’ dahi vermeyi bilmeyip,

Gönlü bol hayır sahiplerini aşağılama çabasına düşen,

Bu nasipsiz yaratıklarda  kin ve nefretleri duyguları öyle bir noktaya ulaşmıştır ki,

Kendi yarattıkları öfke  denizinde boğulup yok olmak üzeredirler…

İşte bu ruhu, bedeni, duyguları karanlık nasipsiz yaratıklara inat,

“Biz bize yeteriz” diyerek,

Üçe - beşe bakmadan,

Fakir – fukaramız,

Garip – gurabamız,

İhtiyarımız,

Kimsesizimiz,

Dul ve yetimimiz,

İşsiz,

Yoksulluk girdabında hayatta kalmaya çalışanlarımız için …

Ülkemiz için,

Yarınlarımız,

Göz aydınlığımız çocuklarımız için…

Bu kampanyaya destek vermeliyiz erenler…

Hepimiz imkanlarımız nispetinde,

Gücümüz yettiği ölçütte destek vermeliyiz.

Çünkü biz, hep birlikte Türkiye’yiz!

Biz tek yumruk,

Tek yürek,

Tek ses olduğumuz sürece payidar olacağız.

Sıkıntılı zamlardan,

Zorlu ve karanlık dehlizlerden geçip,

Aydınlık güzel günlere ulaşma çabası içindeyiz erenler!

Ve kanaatim oldur ki bu sancılı süreçte en çok sıkıntı çekenler hiç şüphesiz ihtiayarlarımızdır.

Ömürlerini türlü cefalarla tüketen,

Türlü zorlukları göğüsleyip yıkılmadan bugünlere ulaşan ve bugün artık rahat etmesi gereken bu insanlar ne hazindir ki yine  fotoğrafın karanlıkta kalmış bölümünde yer almaktalar.

Yine görmezden gelinen,

Yine ötelenip, yok sayılan kesim olmaktalar…

Oysa insan ömrü nedir ki?

Göz açıp kapayıncaya kadar tükenen,

Bir rüyalık bir zaman dilimi gibidir…

Koşuşturma,

Çalışma,

Çabalama,

Üretme zamanlarını çıkardığımızda,

 Yani tam da hayatın durulduğu vakitlere

‘İhtiyarlık’ demişler!

Gerçi ben fakire sorarsanız,

Ben ‘Tecrübe’ olarak değerlendiririm…

Bu sıkıntılı süreç başladığından beri ‘Altmış beş yaş üzeri’ büyüklerimiz için sık sık ‘Yaşlılar’ ifadesi kullanılıyor ki…

Açıkcası  o yıllara doğru yol alan 50 yaşındaki bu fakir için durum;

Kırıcı,

Eksiltici,

Ve dahi aşağılayıcı bir söylem geliyor…

Öyle ki kendilerine bundan türlü vazife çıkaran terbiye ve nezaket yoksunu bir sürü kendini bilmez toplumumuzun ‘Kara Kutusu’ diyebileceğimiz bu  kıymetli büyüklerimizi rencide edici tavırlarıyla âdeta sınırları zorluyorlar.

Bu tavır ve söylemleri gördükçe

Büyük Azeri Şair Bahtiyar Vahapzade’nin “Ahhh Gocalar” şiiri yadıma geliyor ve içim titriyor.

Gençlerimiz, geleceğimizin umutları  hangi ara böylesi küstahlaştı?

Ne vakit sosyal medyadaki birkaç beğeni için büyükleriyle dalga geçen bu kuşak türedi erenler?

Bu gençleri gerçekten biz mi yetiştirdik?

Bizler ihtiyarlarımızı  seksen metrekarelik apartman katlarındaki evlere hapsettik!

Ve istatistiklere göre eşini kaybeden büyüklerimizin büyük çoğunluğu ya yalnız ya da kızının veya oğlunun evinde yaşıyor!

Bunun kolay olduğunu mu sanıyorsunuz?

Yüreğim burkularak söylemeliyim ki kimi dedeler, büyükbabalar özellikle geliniyle oturanlar, eve sıkıntı vermemek, birtakım sorunlara sebep olmamak için sabah evden çıkıp, akşama kadar dışarıda vakit geçiriyorlar.

Bunu herkesin bildiğini tahmin ediyorum zira bu küçücük evlerde bu insanlar geniş geniş oturamıyorlar işte!

Yere – göğe sığdıramadığımız ‘Kapitalist Sistem’,

Bizlere öyle bir hayat çerçevesi çizdi ki yarenlerim;

İçinde büyüklerimiz yok !

Akrabalarımız yok!

Eşimiz – dostumuz  sınırlı…

Aslında bizler bile yokuz!

Seksen, yüz, yüz elli metrekarelik ev olur mu?

İnsanın ayağının yere değmediği beş katlı, on katlı, otuz katlı ev olur mu?

Daha doğrusu Müslümanın evi böyle olur mu?

Bizim maziden getirdiğimiz hiçbir kültür ve medeniyet yaşantımız ile örtüşmeyen bu sözde yaşama düzeninin bize göre olmadığı çok açık erenler…

Bu sıkıntılı süreçte insanlarımız bu evlerde sıkıntıdan patlıyor!

Büyüklerimiz için farklı bir "sosyal yaşam modeli"ni hayata geçirmemiz gerek.

Aslında  bunu devlet yapmalı.

Huzurevleri yerine;

Eskiden olduğu gibi huzur bulacağımız mahalleler inşa edilmeli…

Ve her şeyimizi borçlu olduğumuz büyüklerimiz bahçeli evlerde, mahallelerde yaşatılmalı.

Ömürlerinin son demlerini bu mekanlarda gerçek manada huzuru yaşayarak göçüp gitmeli bu alemden.

Onlara bunu borçluyuz erenler.

Dünya, artık farklı bir yörüngede dönmeye başladı.

Artık ‘Bulaşıcı Hastalıklar’ çok sık kapımızı çalacağa benziyor.

Zira taktiksel savaşların yeni gözdesi bu bulaşıcı hastalıklar olacak gibi!

Şehirlerimizi,

Mahallelerimizi ‘Sosyal İzolasyon’un daha kolay yapılabileceği,

Lakin insanlarımızın  sıkılmadan, birbirlerini bahçeden bahçeye, evden eve görüp uzaktan sohbet edebileceği bir yeni hayat modeli oluşturmak elzemdir.

Bütün bu beton yığınlarından vazgeçip bunu becermek ne derece kabil olur bilemem ancak bunu yapmazsak dünün değerlerini yarınlara sağlıklı aktarmak mümkün olamaz.

Biz olmak,

Birliğimizi daim kılmak,

Yarınlara umutla bakmak için

Geçmişe sahip çıkmak zorundayız.

Kalın sağlıcakla.