KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


DEPREM GERÇEĞİ VE NETİCELERİ

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Geçtiğimiz cuma günü, Elazığ’da gerçekleşen 6,8 büyüklüğündeki deprem ile öncesinde Manisa’daki 5,6 büyüklüğündeki deprem, ülke olarak hepimize bu gerçeği bir kez daha acı bir şekilde hatırlatmıştır. Uzmanların belirttiği gibi ülkemiz bir deprem kuşağı üzerindedir. Tabiri caizse deprem ülkesidir. Ülkemizin %90’ından fazlası deprem bölgesi içerisinde bulunmaktadır. Bunun herkesçe bilinmesi gerekmektedir. Konuyla ilgili önlemlerin alınması zaruridir.

 

Deprem ve Önlem

Deprem; kaynaklara göre yerkabuğundaki kırılmalardan kaynaklı olarak ani ortaya çıkan titreşimlerin, dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları sarsmasıdır. Yine kaynaklara göre önlenemeyen bir doğa olayıdır. Üzerinde yaşadığımız yer kabuğu, katı bir tabakadan oluşmaktadır. Kalınlığı 70-80 km ve adına da Litosfer denmektedir. Litosfer ise sıcaklığı 1.500-2.000 C olan ve erimiş halde bulunan ancak viskoz (sakız kıvamı) yapıdaki Astenosferin üzerinde hareket etmektedir. Hareket sırasında, tektonik kuvvetlerin etkisiyle fay adı verilen yırtıklar boyunca ani hareketler, ani titreşimler meydana getirmektedir. Titreşimler de yüzey boyunca aktarılarak depremleri oluşturmaktadır.

Deprem bir doğa olayı olarak, bir anlamda yer altında biriken enerjinin, yeryüzüne aktarılmasıdır. Uzmanlara göre doğa ile savaş edilemez. Bilinsin ki savaş edilirse kaybedilecektir. Ancak önlem alınması gereklidir. Hatta hayatidir ve aynı zamanda da insanidir.

Bina yapılacak yerlerin zemin etütleri ile binaların mühendislik kaideleri esas alınarak yapılması, bu bakımdan önemlidir. Aksi takdirde sonuçları ağır olacaktır. Ülkemiz insanlarının bu konuda çok acı çektikleri de bilinen bir vakıadır.  Dolayısıyla depremlerin salt bina açısından değil zemin açısından da değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

 

Deprem Anıları

Ben çocukken rahmetli anacığımın gece zelzele oldu, yer sallandı dediğini hatırlıyorum. Deprem gerçeğini ise ilk defa İstanbul’da hissettim. Orada yaşadım. İTÜ’de öğrenciyken bir akşam vakti, kaldığım yurdun en üst katında bulunan, etüt salonunda çalışıyordum. Çalıştığım masa da etüdün penceresine yakın bir yerdeydi. Binanın aniden beşik gibi sallandığını hissettim. Ayağa kalkmak, yürümek imkânsızdı. Yerimden bile hareket edemedim. Şaşırmıştım! Allahtan sarsıntı kısa sürdü. Yoksa sonuç kötü olabilir ve hiçbir şey de yapılamayabilirdi. O an hissettiklerimi, hayatım boyunca hiç unutamadım. Bir de çoğumuzun bildiği veya yaşadığı 17 Ağustos 1999 Tarihinde olan Gölcük (Marmara) Depremini hep hatırlarım. O gece saat 03:00 sıralarında, Ankara’da komşular tarafından uyandırıldığımızı unutamıyorum. Herkes panik halinde, evinden dışarı çıkıyordu. Gün ışıyıncaya kadar da sokakta beklemiştik…

 

Depremin Etkileri

İnsanlık tarihi boyunca, pek çok büyük depremlerin meydana geldiği ve bunun soncunda da toplamda milyonlarca ölümlerin gerçekleştiği bilinmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi doğa ile savaşmak doğru değildir. Savaşılsa bile kazanmak mümkün değildir. Bu bir kanundur. Bunun için savaştan ziyade önlem almak gerekmektedir. Önlem, mühendislik hizmetlerinin uygulanmasıyla gerçekleşir. Mimarlık ve mühendislik özellikle de inşaat mühendisliği bu noktada yüksek derecede önem ifade etmektedir. İnşaat mühendisliği, en eski mühendislik alanlarından biridir. Geçmişi neredeyse insanlığın geçmişi ile aynıdır. Bilgi birikimi oldukça geniştir. Önemli olan oluşmuş birikimleri kullanmaktır. Ancak özellikle geçmişte ülkemizde bu konuda bazı hatalar yapılmıştır. Binalar, deprem etkisi fazla dikkate alınmadan, inşa edilmiştir. Ayrıca malzemeden kaçma, mühendislik ilkelerine gereken önemi vermeme ve diğer unsurlar da önlem konusunda zafiyetler oluşturmuştur. Ülkemiz şu an, geçmişe göre mühendislik ve bilimsel ilkelere gereken önemi verme konusunda daha ileride olsa da henüz istenilen noktada olduğu söylenemez. İstenilen noktada olması hususunda gerekenler yapılmalıdır. Her konuda olduğu gibi deprem konusunda da bilim ve düşün insanlarının konu ile ilgili görüş ve düşüncelerine daha çok önem verilmelidir. Aksi durumda önlem almamanın sonuçları ağır olacaktır. Zira tüm doğa olayları ve kanunları az veya çok, yaşamı ölüme doğru sürüklemektedir. Bunun anlaşılması önem ifade etmektedir. Akışa karşı durmak, belli bir noktaya kadar mümkündür. İlelebet ise mümkün değildir.

 

Bazı Sayısal Bilgiler ve Sorumluluklar

Bir çalışmada, ortalama her yıl yaklaşık olarak 1.000 kadar vatandaşımızın, depremlerden hayatını kaybettiği ve 7.000 kadar binanın da yıkıldığı belirtilmektedir. Depremlerin verdiği maddi ziyan da ayrıca değerlendirmelidir. Aynı çalışmada, 1976-2005 yılları arasında, ülkemizde gerçekleşen 38 depremde, ortaya çıkan ekonomik hasarın, 16 milyar dolar olduğu; sadece Marmara Depremi’nin zararının ise 8,5 milyar doları bulduğu ifade edilmektedir.

Diğer konularda olduğu gibi bu konuda da sorumluluk hepimize düşmektedir. Her şeyi devletten beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Devlet genel çerçeveleri ve yaptırımları belirler. Uygulamalar ise diğer yetkililerde ve sorumluluk sahiplerindedir.

Pek çok kişinin görüşüne göre deprem sonrası gerçekleştirilen müdahale konusunda oldukça başarılı sayılabiliriz. Benzer başarının deprem öncesi faaliyetlerde de gösterilmesi gerekmektedir…

 

Teşekkür ve Başsağlığı

Deprem sonrası canla başla çalışan kahraman ordumuzun mensuplarına, polislerimize, AFAD ve AKUT elemanlarına, itfaiye çalışanlarına ve diğer gönüllülere canı gönülden teşekkür ederim. Allah onları ve milletimizi korusun. Hepimize büyük geçmiş olsun. Ayrıca depremde hayatlarını kaybedenlere rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

 

Hoşça kalın