EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


CEYHUN ÜSTEN


ÇOK YÜZLÜLÜK DENEN YAMAN ÇELİŞKİ!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bu fakir nicedir yarınlardan endişe etmekte !

Benliğimize  sirayet eden,

Çürümenin en derinlerimize ulaştığının farkına vardığımız bu demlerde

Ne hazindir ki,

Artık hiçbir şey güven verip,

Mutluluk telkin etmiyor…

Geçen her dakika birbirimize yabancılaştığımız

Sırtımızı her dönüşümüzde :

“Acaba mı”  sorusunun beynimizi kemirdiği

Kıyamet alameti bir devrin  ortasındayız!

Ne güvenle yaslanacağımız sağlam dağlar,

Ne güven  timsali,

Sözü senet sayan adamlar kaldı etrafımızda….

Adeta  bir başımıza kalmışız Robinson misali…

Dalkavuk fikirlerin omuz omuza  yol aldığı,

Bir yaman çelişkinin med-cezirlerinde boğulmaktayız erenler!

Nicedir insanlığımızla kavgadayız sanki ;

Çok yüzlüyüz,

Riyakârız,

Egoistiz,

Yalancıyız,

İşgüzarız,

Sabırsız,

Merhametsiz,

Vicdansızız...

Ve en acısı dalkavuğuz yarenlerim !

Kanaatim odur ki;

Ademoğlu  hiç bir devirde  böylesine ‘İnsanlık Tahtı’ndan düşmemişti!

Hiçbir vakit böylesine dünyaya tapıp,

Kişiliğini üç kuruş menfaat uğruna pazara çıkarmadı…

Ve bu denli profesyonel dalkavuk olmamıştı  yarenlerim!

Evvel zamanda krallara moral motivasyon sağlamak için ücret mukabili gerçekleşen  “Dalkavukluk” bile kanaatimce  bu denli  ayağa düşmedi.

Gözünü budaktan esirgemeyen

Erdemli, dürüst, karakteri oturmuş  insanların sayısının her an  tükeniyor oluşunu,

Yok oluşunu,

Çıkışını hayatlarımızdan

Endişe, hayret ve ibretle gözlemliyor ve kahroluyoruz son tahlilde…

Tükenip yok oluyorlar ,zira böyle kimseler  bu  kavanoz dipli dünyada  itibar görmez, Sevilmez  ve hiçbir mevkiye de getirilmezler  bilirsiniz.

Ve yine malumunuzdur ki;

Makam ve mevki  sahibi olmak;

Ne kadar yağlayıp cilaladığın ile doğru orantılıdır.

Dostlarım,

Çok yüzlülük,

Dalkavukluk,

Oldukça eski bir meslektir aslında.

Hatta bu türden insanlar  için sayısızca fıkra da girmiştir  kültürümüze.

Fakat  ne olursa olsun,

Hiçbir vakit bu kadar sayısı artmamıştır bu meslek erbabının.

Üstelik şimdilerde teknolojinin rüzgarını da arkalarına alıp,

Kitle iletişim araçları da devreye girince dalkavukluk yarışlarında bir dalgalanma dahi olmuştur diyebiliriz.

Devrin birinde “Bir filozof ve dalkavuğu bir arada sohbet ediyorlarmış.

Ancak bu sohbette filozof ne dese dalkavuk onu tasdik ediyormuş.

Sonunda filozof dalkavuğa haykırmış:

“Yahu adam, bir kez olsun bir söylediğime itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayayım!”

Ve yine dostlarım 

Osmanlı padişahlarından birisi bir gün önüne konan patlıcan yemeğini sevmez ve:

” Yahu şu patlıcan ne gereksiz, ne sıhhatsiz bir yemektir, öyle değil mi Dalkavuk? “ der.

Dalkavuk: 

“Evet Haşmetlim, bu öyle gereksiz ve zararlı bir sebzedir ki ülke de derhal yasaklanmalıdır” diye karşılık verir.

Aradan zaman geçer  bir başka mecliste Padişahın önüne bir patlıcan yemeği daha konulur. 

Fakat bu kez yemek son derece lezzetlidir,

Padişah  yemeğe doyamaz   dalkavuğa dönüp:

“Dalkavuk, bu patlıcan ne lezzetli ve faideli bir sebzedir, öyle değil mi? diye sorar…

Dalkavuk:

“Evet haşmetlim, bu sebzeyi bütün ülkeye yayacaksın, hem faydalı, hem sağlıklıdır”

Bu cevap üzerine Padişah dayanamaz:

 “Yahu adam, daha geçen gün bu patlıcanı yerden yere vuruyor zehir zemberek şeyler söylüyordun” diye azarlar.

Bunun üzerine Dalkavuk :

“Haşmetlim, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil!” cevabını yapıştırıverir tüm arsız ve yüzsüzlüğü ile…

Sözün özü dostlarım dalkavukluk da zor zanaat aslında, hiç kolay değil.

En azından ben fakir için imkansız…

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş”

Şiirini ilkokul yıllarından beri bilirdim.

Ezberimde idi dostlarım.

Lakin bu günlerde daha bir sık hatırlar, daha bir sık tekrarlar oldum.

Dizelerin kudretini,

Yakıcılığını,

Belki de bu düşüncelerimi desteklediği için kendime daha bir yakın buluyorum bu günlerde kim bilir!

“Gökyüzünün başka rengi de varmış

Geç fark ettim taşın sert olduğunu

Su insanı boğar ateş yakarmış

Her doğan günün bir dert olduğunu

İnsan bu yaşa gelince anlarmış!”

Doğan her günün binlerce sıkıntı ve dert olduğunu hepimiz tecrübe ettik binlerce kez öyle değil mi erenler?

Tekrarını yapan aynı günün,  yorgunluğunu bilir ve tanırız hepimiz lakin bugün başka yarın daha başka konuşanların varlığını her dem yeni baştan tecrübe eder olduk  

Her gün sırtımızı verdiğimiz bir dağ daha çöküyor arkamızdan ve yanı başımızdan.

Ve yüreklerimiz acıyor bin bir yerinden!

Yüzümüz gülmüyor artık farkında mısınız erenler?

Mutsuzluk ve umutsuzluk tavan yapmış,

Hayatlarımızı boğmakta zifiri karanlıklara.

Başımızdaki bin türlü dert ve sıkıntı yetmezmiş gibi bir de güvenilecek adam kıtlığı baş gösterdi.

Eyvah ki ne eyvah…

Elde ettiklerini kaybetme korkusuyla kişiliğinden taviz verenlerin utancı ve zamanla kendilerinin bile hatırlamadığı kendileri.

Kaybeden…

Aslında kendini kaybedip farkında olmayan insanlar!

Karalar bağlayıp,

İnsanlığımızın, kendimizin yasını tutsak yeridir erenler.

Çok yüzlülük, dalkavukluk enflasyonu yaşıyoruz.

İstiyoruz ki yanlışlar,

Kötülükler,

Arsızlıklar,

Yalanlar mertçe söylensin, kimseler korunup gözetilmesin.

Fakat ne çare…

Hak,

Adalet,

Vicdan,

Merhamet dile gelsin ve herkesin gelip geçtiği yol olsun,

Sağanak - sağanak yağsın üzerimize ayrım yapmaksızın.

Çünkü bunlara hepimizin gereksinimi var yarenlerim…