VELİ ALTINKAYA


BİR ŞEHİDİN TELEFON TRAFİĞİ

GÜNDEM - Veli ALTINKAYA - Tekrar Yazıları


Çarşamba saat 21.20’de tanımadığım bir numaradan telefonum çaldı. Açtım, ağlamaklı bir sesle “Veli Bey ben Ömer Faruk Ciğer; teyzemin oğlunun Hakkari’ de şehit olduğu söyleniyor. Bilgi alamıyoruz. Ailesi de Hakkari’ye doğru hareket edecek. Biz Yahyalılıyız. Siz çocuğun durumu ile ilgili bize yardımcı olabilir misiniz ?” dedi...

-Beyefendi ben size nasıl yardımcı olabilirim. Jandarma Alay Komutanlığını, Merkez Garnizon Komutanlığını aramadınız mı?

-Aradık, ama ayrıntılı bilgi alamıyoruz. Sizin Hakkari’de tanıdığınız gazeteci varsa onlardan bilgi alabilir misiniz?

-Peki anladım ben bir kaç yerle görüşüp sizi arayayım. Askerin adı neydi?

-Ferhat Kaplangiray...

Vatandaşın beni niye aradığı “Hakkari’de tanıdığınız gazeteci var mı görüşebilir misiniz?” sorusundan anlaşılmıştı.

Beni arayana, ‘Siz kimsiniz, necisiniz diye soramadığım için ‘Ciğer’ soyadından hareketle kendi kendime ‘ Soramadım ya acaba Yahyalılı olan Hacılar Müftüsü Mustafa Ciğer’in akrabası mıydı beni arayan’ diye düşündüm.

Hemen haber kanallarını açtım.’ Acaba yeni bir çatışma var mı. Son dakika veya altyazı var mı’ diye.

Hiçbir yeni haber yoktu.

Elbette Hakkari’deki bir gazeteciden bilgi alabilmem o dakikada mümkün değildi.

Valilikten bir yetkiliyi aradım. Namaz kılıyormuş görüşemedik. Hemen sonra Jandarma Alay Komutanımızı aradım. Yusuf Kenan Topçu Albayımızla kısa bir telefon görüşmesi yaptık. Kısık sesle konuşuyordu, belli ki müsait değildi, ya da morali bozuktu... Durumu anlattım.

-Başkanım biz aileye bilgi verdik. Askerimiz ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı...

Telefonu kapatır kapatmaz Ömer Faruk Ciğer’i aradım. Askerin şehit olmadığını yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını söyledim... Komutan bana “ağır yaralı” demişti. Ben ise “ağır yaralı ile normal yaralı arasında” lafı geveleyip durdum.

Bu arada vilayetten aradığım bürokrat da telefonla döndü ve “ağır yaralı” bilgisini teyit etti...

Aradan yarım saat geçti geçmedi. Ömer Faruk Bey tekrar arayarak “Veli Bey şimdi de şehit olduğu haberini alıyoruz. Bu bilginin doğruluğunu teyit edebilir misiniz?” dedi.

Bir telefon görüşmesi daha yaptım.

Maalesef yavrumuz şehit olmuştu. Ömer Faruk Bey’i aradığımda ağlıyordu. Teskin etmeye çalıştım.’Kardeşim elbette zor bir olay. Allah anneye babaya sabır versin. Acınızı anlıyorum. Benim oğlum da halen Şırnak Gabar Dağları’nda askerliğini yapıyor. Siz metanetinizi koruyarak anne ve babaya sukunet telkin edin” dedim...

Kapatırken şehidimizin evli olup olmadığını sordum bekarmış.

Evet Yahyalı dün o şehidimizi toprağa verdi. Ne diyeyim, yazılmadık, söylenmedik söz bırakmadık ki Allah ailesini sabır versin.

Yukarıdaki telefon trafiği devam ederken bizim evde nasıl bir ruh halinin olduğunu da izninizle anlatayım.

Telefon geldiğinde kızım odasında ders çalışıyordu. Hanım da bir başka odadaydı. Asker, çatışma, ağır yaralı, hastane, komutan gibi sözcüklerin geçtiği telefon konuşmasından ne anladıklarını tahmin ediyorsunuz. İkisi de konuşmanın ilk dakikasında benim bulunduğum odaya gelmiş kiminle ne konuştuğumu anlamaya çalışıyorlardı. Öyle ya, birinin oğlu, diğerinin ağabeyi Şırnak’ ta askerdi... Baba gazeteci de olsa o saatte gelen telefonda yapılan bu minval üzere konuşmadan etkilenmemeleri mümkün müydü?

 

KALE İÇİ’NİN TAHLİYESİ

Kaleçi için bir kültür merkezi olma düşüncesini Başkan Özhaseki 2004 seçimlerinde dillendirmeye başladı. 2009’da da seçim beyannamesine koydu.

Aradan epeyce bir zaman geçti. Önce mülkiyet ya da indifa hakkı ile ilgili konu aşıldı, sonra proje yarışması yapıldı. Projenin Kurul’dan geçmesi, sonra Kale’yi gecekondu mantığı ile işgal edenlerin çıkartılması, bunlara yeni bir mekan yapılması vs...

Yaklaşık iki yıldır da Kaleiçi’nde sabit işyeri olanların tahliyesi için uğraş veriliyor. Onların bir ara Hacılar yoluna taşınması gündemdeydi. Cingar çıkarttılar. Özhaseki’de işi zorla yapmak istemedi. Hukuki sürecin tamamen bitmesini bekledi.

Şimdi o esnafa da tebligat yapılmış. Muhtemel ki önümüzdeki bir ay ‘çıktın-çıkmadın’ tantanası yaşanacak. Ama Kaleiçi kırıp dökmeden boşaltılmalı ve mutlaka o proje hayata geçirilmelidir.

 

BARO SEÇİMLERİ

Dün uzunca bir yazıyla Baro’nun önümüzdeki ay yapılacak seçimlerinde mevcut başkan Murat Şirvanlı’nın yeniden aday olmayacağını aktarmıştım. Bana göre Şirvanlı doğru bir karar almış... Geçen dönemde başkan adayı olan Fevzi Konaç, başta AHUDER olmak üzere daha çok da muhafazakâr avukatların adayı olarak dün resmen ortaya çıktı. Aslında Konaç’ın adaylığı iki ay kadar önce kesinleşmiş, O da meslektaşlarına yönelik çalışmalarını başlatmıştı. Fevzi Bey dürüst bir insan hayırlı olsun. Ama, Hilton’da adaylık açıklama fikri bana göre yanlış. Ama takdirini de saygıyla karşılamak gerekir... Bu arada Oğuz Erinç adaylık çalışmalarını sürdürüyor. İhtiyat payı bırakarak söyleyeyim ki Hacılarlı Bilal Özdoğan’ın da aday olacağı yolunda kulağıma sesler geliyor. Daha önce ifade ettiğim gibi Baro en az üç adaylı bir seçime gidecek gibi...