KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


BİR GAZETECİNİN ARDINDAN…

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


 

Çocukluğumda, ülkemizde sadece görsel (sinema), işitsel (radyo) ve basılı (gazete, dergi vb.) medya vardı. Televizyon yayını henüz başlamamıştı. Ulusal gazetelerin sayısı azdı ancak yaşamda daha fazla etkiliydi. Toplumu etkileme güçleri yüksekti. İnsanlar, söylediklerinin doğru olduğunun delili için “Gazetede yazıyor” derdi. Yerel gazetelerin de benzer şekilde, yayınlandığı şehirde etkisinin varlığı hissediliyordu. Onlar da toplumun belli kesimlerince okunurdu. Kayseri’de özellikle esnafın çoğunun, yerel gazetelere abone olduğunu görmüştüm.

 

O dönem ve sonrasında, ben de Kayseri gazetelerini alıp okuduğumu hatırlıyorum. Okullar arası spor müsabakalarının haberlerini, yerel gazetelerden okumak ayrı keyifti. Özellikle basketbol müsabakalarının haberlerini okumak, çok farklıydı. Sümer Lisesi ve Kayseri Amatör Basketbol Lig maçları ile alakalı haberleri, yerel gazetelerden takip ederdim. Hatta ulusal gazetelerden birinin, Kayseri’yi de kapsayan Anadolu sayfası vardı. Oradan da gazetenin Kayseri temsilcisi olan, Oktay Ensari’nin spor ve diğer sosyal olaylarla ilgili haberlerini takip ederdim. Kendisini şehrin basketbol maçlarının oynandığı, eski kapalı spor salonunda da görürdüm.

 

Kayseri o yıllarda, fazla büyük bir şehir olmamasına rağmen birden fazla yerel gazetenin olduğunu hatırlıyorum. Gazeteler genellikle Sahabiye Mahallesinde basılırdı. Orada ayrıca diğer basım işleri ile uğraşan, matbaacılar da vardı. Yerel ölçekte de olsa basım konusunda, şehrimiz fena sayılmazdı… Daha sonraları, bilindiği üzere gerek basılı, gerekse de işitsel ve görsel medya, her yerde olduğu gibi Kayseri’de de gelişti. Birçok gazete, dergi, radyo ve televizyon yayın hayatına girdi. Şimdi tümünü bilmek ve takip etmek nerdeyse imkânsız hale geldi.

 

Geçmiş yıllarda Kayseri’ye gittiğimde, ara sıra yerel televizyonları izlerdim. Orada farklı gazetecilerin yorumlarını da dinlerdim. Bunlardan birisi de merhum Veli Altınkaya idi. Kendisi dikkatimi çekmişti. Kayseri şivesi ile konuşurdu. Şivesini pek değiştirmemişti. Kendine has mantık anlayışı vardı. Olayları ve gündemi dikkatli takip ettiği belliydi. Detaylara hâkimdi. Şehirdeki ve ülkedeki pek çok olaydan da haberi vardı.

 

Bir gün, rahmetli anacığımın elektrik, su ve telefon gibi ödeme işlemlerini, otomatik olarak yaptırmak için banka şubesine gidecektim. Anacığım, “Orada Veli Bey’in Hanımı var; ona benim selamımı söyle; sana yardımcı olsun” dedi. Ben de bankaya varınca, kendisini bulup, anacığımın selamını ileterek yardımcı olmasını rica ettim. Sağ olsun, elinden geleni yaptı. Sonrasında kendisine; Veli Bey’i televizyondan tanıdığımı ve takip ettiğimi söylediğimde ise çok mutlu olduğunu gözlemlemiştim…

 

Daha önce de yazdığım gibi yaklaşık 2,5 yıl önce Sümer Lisesi’nin güzel öğretmeni, Necati Eskici vefat etmişti. Hoca ile ilgili yazı yazmış, bunu da yerel gazetelerden birinde yayınlatmayı düşünmüştüm. Bir arkadaşıma düşüncemi söyleyerek internette Kayseri Haber isimli gazeteyi gördüğümü, söyledim. Arkadaşım “Gazeteye telefon açıp, durumu anlatabilirsin” dedi. Bunun üzerine gazeteyi aradım. Telefona Reyhan isimli bayan çıktı. Kendimi tanıtarak, durumu bildirdim. O da “Siz gönderin; genel yayın yönetmenimiz geldiğinde, değerlendirelim” dedi. Birkaç gün sonra Reyhan Hanım; genel yayın yönetmeninin, yazının yayınlanmasını uygun bulduğunu ve istersem bundan sonra da yazılar yazabileceğimi, söyledi. Sonrasında öğrendim ki gazetenin genel yayın yönetmeni, merhum Veli Bey’miş. Böylelikle ben de yerel de olsa bir gazetede, yazılar yazmaya başladım. Rahmetli yazı hayatıma, küçük de olsa önemli bir dokunuş yapmıştı. Öğretim üyesi olduğum için bilimsel makale, rapor vb. yazılar yazmak, işimin zaten parçasıydı. Ancak gazete yazısını, o güne kadar hiç yazmamıştım...

 

Bir gün okulda dersim vardı ve derse girmeden önce hazırlık yapıyordum. Telefonum çaldı. Telefonu açtım, karşımdaki kişi “Ben Veli Altınkaya” dedi. Kendisi ile tanışmasam da televizyonlardan ve gazetelerden tanıyordum. Yazılarımdan ve gazeteye verdiğim destekten dolayı teşekkür etmek için aradığını söyledi. Yazmaya devam etmemi rica etti. Yazma konusunda beni teşvik etti. Küçük bir sohbetten sonra bana “Hocam siyasi konuların dışında, ne yazarsanız yazın ve bu işlere hiç bulaşmayın” dediğini hiç unutamadım… Kendisine; siyasi konuların zaten uzmanlık alanım olmadığını, bilimsel konuların uzmanlık alanım olduğunu söyledim… Aradan belli müddet geçtikten sonra kendisini telefonla aradım. Arabada olduğunu, annesini ziyaret ettiğini, ona ilaçlar götürdüğünü ve köyünden şehre dönüş yolunda olduğunu söyledi. Ben de annesi ile ilgili hayırlı bir görevden döndüğünü söylemiştim. Bir daha da kendisiyle konuşma fırsatımız maalesef olmadı…

 

Kendisini çok yakından tanımadım. Sadece uzaktan tanıdığım kadarıyla hayatın içinden gelmiş, kendisini yetiştirmiş, gayretli ve herkesin sevdiği bir kişi olduğunu gördüm. Vefatından sonra Kayseri yerel gazetelerinde, kendisiyle alakalı övgü dolu pek çok yazıya rastladım…

 

Bir insanın yetişmesi uzun zaman ve emek gerektirmektedir. Eskiler “Bir yiğit, kırk yılda meydana gelir (yetişir)” derdi. Konfüçyüs de “Yüz sene sonrasını planlıyorsan insan yetiştir” demişti. Bizim bu konulara yeterince ilgi gösterdiğimiz söylenemez. En zor yetişen, yetişmesi için çok emek ve zaman gerektiren insana, yeterince değer vermediğimiz ise söylenebilir. Toplumumuzda insanlara ancak öldükten sonra değer verilmektedir. Kıymetleri öldükten sonra anlaşılmaktadır. Tahmin ediyorum, Veli Bey’in de bundan sonra kıymeti daha çok anlaşılacaktır. Yokluğu hep hissedilecektir. Rahmetli anacığımın ifadesiyle hatırı kefeninin arasında gitmeyecektir.  

 

Belki de şu dünyadan, nice değerli insanlar, gelip geçmiştir de onların farkına bile varılamamıştır. Tarihin ortaya çıkmasında ve gelişiminde, nice isimsiz kahramanların da emeği vardır. İsimsizlerin isimliler kadar olmasa da tarihe katkısı, yadsınamaz hakikattir. Yaşamın yapısı bu; kiminin katkısı bilinirken kiminin de bilinmemektedir. Fakat balık bilmese de Halik bilecektir. Tüm mesele iyi, güzel ve faydalı işler yapmak ve kalıcı eserler bırakmaktır. Son tahlilde ise kalan, hoş sedadır. Veli Bey, ismi unutulmayanlardan ve hoş seda bırakanlardan olacaktır…

Bu vesileyle ahirete göçenlerimize ve Veli Bey’e; Allahtan rahmet, yakınlarına da sabırlar dilerim. Hepsinin mekânı cennet olsun…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları