Son Dakika

 

KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


BİLİM DİLİ TÜRKÇE

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Dil denince, bir milletin iletişim bağlamında konuştuğu veya yazdığı dil akla gelmektedir. Temeli aynı olsa da konuşma ve yazım dilinin yapısı, kısmen bazı farklılıklar içermektedir. Bununla birlikte her bilim dalının, kendine özgü kavramlarının (isimlerinin) kullanımına bağlı olarak da bir bilim dili mevcuttur. Bu da kaçınılmaz bir olgudur. Ancak dünyada tek bir bilim dilinin var olduğunu söylemek, aslında hayli zordur. Her dilin kendine özgü bilim dilinin varlığından söz edilebilir. Zira dil sadece kelimelerden ibaret değildir. Onun söz dizimi (sentaks) denilen bir yapısı da vardır. Tıpkı belli kaidelere uyulmadan ve işlem yapılmadan salt demiri, çimentoyu, tuğlayı bir araya getirerek bir binanın yapılamayacağı gibi salt sözcükleri de bir araya getirerek bir dil oluşturmak, mümkün değildir. Bu noktada bilimin kavramlarının ve onlara verilen isimlerin kullanıldığı, farklı bilim dillerinden bahsetmek, daha anlamlıdır. Kısacası her dilin bilim dili (varsa) yine kendisidir. Bilim insanları hangi dili konuşuyor veya yazıyorsa bilim dili odur. Dünyadaki bilim insanlarının çoğunluğu, Türkçe konuşup yazsaydı bugün yeryüzündeki bilim dili Türkçe olurdu.

Bilim, teknoloji, sanat veya diğer alanlardaki kavramların veya olguların isimleri, yabancı bir dilden gelse de çoğu zaman özgün yapısından az veya çok uzaklaşmaktadır. Örneğin Türkçe’de televizyon vardır, television diye bir şey yoktur. Halbuki onun özgün ismi budur. Dolayısıyla olguların isimleri, dilin kurallarına göre değişerek bazen de dönüşerek bir dilden başka bir dile girmektedir. Bu durum belli bir yere veya mertebeye kadar normaldir. Zira günümüz dünyasında, teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak baskın kültürler, her alanda olduğu gibi dil konusunda da ağırlığını hissettirmektedir. Bunun önüne geçmek, şimdilik zor görünmektedir. Ancak imkânsız değildir. İnancımıza göre ümitsizliğe yer yoktur. Ümidini kaybedenlerin kimler olduğu, malumdur.

Bilindiği üzere özellikle teknik alanda kullanılan pek çok kavram, bize Batı’dan gelmiştir. Bunların bazılarının Türkçe karşılığı olsa da bazılarının yoktur. Hatta karşılığı olmayanların bir kısmı da yaygınlaştığı için başka karşılık bulmaya, gereksinim duyulmamaktadır.

Batı’da ‘temperature’ kavramının bizdeki karşılığı ‘sıcaklık’tır. Her ne kadar ülkemizde daha önceleri 'sıcaklığa ‘temperatur’ dense de günümüzde ‘sıcaklık’ yaygın olarak kullanılmaktadır. Benzer şekilde ‘heat’ ‘ısı’, ‘power’ ‘güç’ olarak adlandırılmıştır. Isı biliminde (Termodinamik) ‘ekserji’ ve ‘entropi’ denilen iki kavram daha var ki bunların birincisine ABD’li bilim insanları, ‘availability’ ismi vermiştir. Ancak ‘ekserji (exergy)’ özellikle bilim camiasında, daha yaygın olarak kullanılmaktadır. ‘Entropi’ kavramı ise yazım farkına rağmen tüm dünyada aynı isimle ifade edilmektedir. Batılılar kavramı ‘entropy’ yazarken bizde de ‘entropi (veya antropi)’ yazılıp, öyle okunmaktadır. Bunu da bir dereceye kadar normal karşılamak gerekebilir.

Asıl sorun, bir kısım bilim insanlarının tutum ve davranışlarında gözlenmektedir. Adeta Batı’nın değer ve kültürünün temsilcileri gibi pek çok kavramın ve olgunun, Türkçe karşılıkları olmasına rağmen İngilizcelerini baskın olarak kullanmaları, gerçekten hüzün vericidir. Özellikle de bunların belli bir kısmının, kadim değerlerimizi benimseyen kimselerden olması ise daha da hüzün vericidir. Onları dinleyenlerin İngilizce mi Türkçe mi konuştuklarını anlaması, zaman zaman güçleşmektedir. Bir de eğitim ve bilimsel alan özelinde de olsa Batı’nın değerlerini, mutlak doğru gibi savunmaları veya yansıtmaları, Türk toplumunun geleceği açısından hayli düşündürücüdür. Batı’nın günümüzdeki sorunlarını çözmeye çalışmak, bunları akademik camiadaki genç Türk bilim insanlarına dayatmak, ülkeye tam olarak hizmet etmek değildir…

Eğitimlerinin belli bir kısmını yurtdışında yapanların, dil konusundaki davranışlarını, bir dereceye kadar anlamak normal olsa da hiç yurtdışında eğitim almamış olanların, orada eğitim alanlara öykünerek aynı davranışı göstermesi, dilimizin ve değerlerimizin geleceği açısından endişe vericidir. Kaldı ki dile ve kültüre sahip çıkması beklenen kimselerin, bunu yapması ayrı bir garabettir.

İnsanoğlu her şeye rağmen ilginç bir varlıktır. Fırtınalı ve dalgalı denizdeki bir gemide, Yaradan’a sığınırken; gemiden sağ salim çıkınca, Yaradan’ı unutmaktadır. Denizde olmasa da karada da zaman zaman farklı olaylar karşısında, benzer anlayış ve davranışı sürdürmektedir. Önceleri ülkemizin farklı siyasi atmosferi altında, daha mütevazı, daha hoşgörülü davranış içerisinde olanların, bugün geldiği nokta oldukça düşündürücü hatta ondan da öte üzücüdür.

Türkçemiz, büyük şair Yahya Kemal’in ifadesiyle anamızın ak sütü gibidir. Türklerin varlığının en temelidir. Dilini kaybedenlerin, tüm değerlerini kaybettiğini, tarihi hakikatler göstermektedir. Ancak ‘insan bu’ meçhul, garip ve o kadar da hüsrandadır. Geçmişi çabuk unutmakta veya yaşamı zaman zaman da olsa işine geldiği gibi yürütmeye çalışmaktadır. Gemide başka, karada başka davranmaktadır. Akıbeti de umursamamaktadır. Halbuki şimdiye kadar kimler geldi de kimler geçti şu fani âlemden. Birçoğu hiç gitmeyecek gibi yaşadı. Ancak böyle yaşamayanlar da oldu. Yoksa sahip olduğumuz değerler olur muydu?

Bugün, Türkçemiz özellikle Batı dillerinin etkisi altındadır. Dili Arapça ve Farsça’nın etkisinden kurtarmaya çalışırken, onun Fransızca ve özellikle de İngilizce’nin etkisi altına girmesi, engellenememiştir. Bunda herkesin sorumluluğu vardır. Dile sahip çıkmak, değerlere sahip çıkmak demektir. Günlük veya kısa vadeli menfaatlere dayalı davranışlardan, sağlıklı sonuçlar çıkmayacaktır. Tarihi gerçekler; milletlerin ve medeniyetlerin kendi özgün değerleri üzerinden yükseldiğini, başka milletlere ve medeniyetlere ait değerler üzerinden ise yükselemediğini göstermektedir. Bunun bilinmesi, en azından hatırlanması önemlidir. Özellikle ülkemizde, değerlerimize sahip çıktığını söyleyenlerin bu noktada vebali ağırdır. Aynı mahallenin insanı olmalarına karşın mahallede salyangoz satmaya çalışmanın anlamı yoktur. Onlara; Hz. Peygamber’in ifadesiyle “Hileleri terk etmenin, en büyük hile olduğu” anımsatılır.

‘Türkçe bilim dili olamaz’ (!) sözü, yanlıştır, aldatmacadır ve hakikatlere de aykırıdır. Herhangi bir dilin en basit de olsa, tüm kavramları üretebilecek yapıda olduğunu, dil bilimciler ifade etmektedir. Kaldı ki Türkçe herhangi bir değil, basit bir dil hiç değildir…

 

Hoşça kalın…

Not:

  1. Dil konusunda yazmamı teşvik eden, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan’a teşekkürlerimi ifade ederim.
  2. Yeni yılın (2022) öncelikle ülkemize, sonrasında da tüm dünya milletlerine; barış, huzur, sağlık ve refah getirmesini dilerim.
Gürkan Ofis Mobilyaları