KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ARKADAŞIM EŞŞEK’E BİNİP ÇOCUKLUĞUMUZA GİTSEK…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


 

 

Sevgili  Dostlarım;

Zannımca  bizler gün yüzü  görmedik…

Ve dahi bu çağın insanı olmak bazılarına yakışsa, mutlu etse de onları

Bizler bu çağın insanı olmayı pek beceremedik…

Ne denli kendimizi zorlasak,

Ne kadar ayak uydurmaya çabalasak,

Teknoloji harikası alet edevatla çepeçevre  sarsak da kendimizi

Biz bu çağın insanı olmayı beceremiyoruz dostlarım…

Doğrusu son on yılda kat ettiğimiz teknolojik gelişim hiç de azımsanmayacak ölçütte ve bir o kadar da önemli.

Lakin henüz akılsız cep telefonlarına adapte olamamışken;

Akıllı olanlar ceplerimizi yağmalamaya  devam ediyor…

Oysa ahizeli telefonla konuşmanın adab-ı muaşeret kuralları, yolu yordamı vardı.

Bir de ortak alanlarımızın tam ortasındaydı bu telefonlar.

Ve dahi  konuşmalar  böylesine hayatımızı keşmekeşe çevirmemiş, bizi dört bir yandan kuşatmamıştı cümle âlem…

Sonra bilgisayarlar,

Facebook,

İntegram

Twitter

Whatsupp vs…  

Sanal sohbet ve ileti ortamları samimiyetimizi bozmamış,

 İçtenliğimizi yok etmemiş,

 Ruhlarımızı karartıp  dürüstlüğümüzü  rafa kaldırmamıştı!

Ve dostlarım;

Bu fakir yareninizin  hala en favori haberleşme aracı olan  mektup hayatımızın en can alıcı noktasında idi...  

Bin bir emek sarf edilip yazılmış,

 İçine kurutulmuş güller ilave edilmiş,

Üstüne postaneye gidilip pullarla süslenip gönderilmiş o mektuplar;

Ne kadar güzel,

Ne kadar içten, samimi ve dürüsttü!

Adreslerimiz gerçek ve yeganeydi bir de…

Oysa  bu günün  insanının sanal ortamlarda kim bilir

Kaç adresleri,

Kaç yüzleri ve kaç kişilikleri vardır bilinmez…

Bilmem  ayrımına varabiliyormuyuz ama fert, toplum ve  millet olarak  büyük bir imtihandan geçmekteyiz erenler.

Bir teknoloji imtihanındayız adeta!

Medeniyet denilen ocaklar söndürmüş tek dişli canavarın dişleri arasında pare pare edilen bedenler, ruhlar ve şahsiyetler;  ne kadar sağlıklı ve huzurlu bir hayata devam edecekler bilemiyoruz.

Dostlarım bütün teknolojik yeniliklere,

Bütün teknik donanımlara,

Her türlü konfora  zenginliklere rağmen günümüz insanı için en büyük gerçek  mutsuzluk!

Adem oğlu  ziyadesi ile mutsuz ve umutsuz...

Her şey mevcut lakin ruhumuz ortalıkta görünmüyor  erenler.

Evlerimiz var,

Arabalarımız  var,

Yazlıklar- kışlıklar  her şey gani ...

Ancak  bunların yanı sıra  depresyon,

Saldırganlık,

Kavga,

Yalan,

 Dolan,

Entrika,

Güvensizlik,

İlgisizlik,

Sadakatsizlik,

Vefasızlık,

Edepsizlik,

Riyakârlık  ve değerlerde erozyon hat safhaya varmış durumda.

Ademoğlu  yalnız ve kimsesiz!

Dostlarım hatırlarsınız çok değil on sene evvel evlerimizde kasetçalar ve radyolarımız vardı.

Tabi bir de şanslı olanlarımızda eski plaklar!

Şimdilerde kafalarımızı  gömerek cep telefonlarında, internette geçirdiğimiz zamanların bir bölümünü o vakitler musiki dinleyerek geçirirdik.

Sanki seslerini duyar gibiyim bazı çok bilmiş ekabirlerin  “Aman canım müzik dinleyip de ne olacak” deseler de hepimiz ve birçok ruh bilimcinin ısrarla söyledikleri gibi kaliteli musiki ruhi dalgalanmaları sükûnete çevirdiği gibi kalbi duyguları da pekiştiriyor  yarenlerim!

Yetmez mi?

Güzel bir eserin ruhumuzun esrarına damıttığı o duyguları dünyalık nesnelerden hangisi  verebilir  ki?

Ruha güzel çağrışımlar ve lezzetler katan  ezgileri artık dinlemediğimizin, müziğe vakit ayırmadığımızın  bilmem  farkındamısınız  yarenlerim?

Musiki lisanını hayatımızdan atan popüler kültür unsurları günün birinde elbette insanlara kabak tadı vermeye başlayacaktır.

Bu realiteyi biliyor olmanın rahatlığı belki de yüreğime su serpmekte ...

Ancak o zaman gelinceye  kadar ademoğlu  acaba ruhunu, aklını ve duygularını ne ile teskin edip, nasıl bir eşikten geçecektir?

Diğer yandan  kanımca bu teknolojik gürültü ve patırtı en çok sanat erbabını vurdu  erenler…

Ne yazılan güfteler, ne yapılan besteler ve ne de söylenen şarkılarda ruh var.

Hala paylaşım ağlarında eski şarkılar, eski şiirler ve eski filmler dönüyor.

Ancak  döndürürken  hiç kimse sormuyor bunun devamı var mı ya da gelecek mi diye?

Oturup da bu konuya kafa yoranımız olduğunu da sanmıyorum...

Zira kısır bir döngünün etrafında pervane  olmuş  bedenler ruhlar…

Öylesine gündelik telaşlarda,

Öylesine popüler kültürün sarmalındayız ki…

‘Kurtuluş Yok’ umutsuzluğuna düşüyor  bu fakir zaman zaman ...

Hâsılı kelam dostlarım tadımız yok  artık.

Bu keşmekeş içinde ruhlarımızı nostaljik bir yolculuğa çıkartıp, bir file bulup alsak elimize  , sonra bir mahalle  bakkalı  bulup dalsak, doldursak sonra bıkıp usanmadan geride bıraktığımız  unuttuğumuz şeyleri  içine  yorulmadan!

Bir de kasetçalarımız olsa  ve de eskilerden  ölümsüz  bir şarkı…

Mesela Samime Sanay'dan

“Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç

Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç “

Ya da Barış Manço ile “Arkadaşım eşşeğe binip” çocukluğumuza gitsek...

Güzel olmaz mı  erenler?

Metropol yaşamın meçhule yol alınan sokaklarında yıpranmış ruhlarımız için bir avuntu, bir öze dönüş  olmaz  mı ? 

 

Gürkan Ofis Mobilyaları