KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


ACIDAN MUTLULUK DEVŞİREN KÂMİL İNSAN OLAMAZ!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Ademoğlu tarihinin en çılgın yüzyılını yaşıyor!

Bir yandan ateşten gömlek misali insan olabilme olgusu,

Öte yandan büyük bir hadsizlik ve kendini bilmezlik,

Omuz omuza yol almakta sözde medeniyet asrında.

Madden ve manen hudutları olması gereken ademoğlu;

Fanidir,

Ölümlüdür,

Son tahlilde öyle değil mi erenler?

Ve her ne kadar güçlü olursa olsun,

Bir gün mutlak biçimde bu gücünü kaybetmeye mahkûmdur!

Para,

Şan – şöhret

Ve son noktada erk denen kavramlar

Şayet ademoğlunu yücelten bir güç olsaydı,

Karun gibi hükümdar Allah’ın en sevdiği kul,

Firavunların akıbeti helak olmak,

Bir hiç olmak olmazdı öyle değil mi yerenlerim….

Hatta Büyük İskender,

Kanuni Sultan Süleyman gibi,

Dünyaya nizam veren büyük devlet adamları ölmez,

Tarihin tozlu sayfalarına gömülmezlerdi…

Dostlarım;

Hiçbir güç ademoğlunu insan olmanın hakiki kriterleri gibi yüceltemez,

Sınırlarını genişletemez,

Büyütemez kanaatindeyim!

Hal bundan ibretken;

Ademoğlu sahte ve geçici oyuncaklarla neden böbürlendi,

Ve insanlık tacını düşürdü başından

Anlamak zor doğrusu erenler…

‘HAD’ denen çizgi neden aşıldı dostlarım?

Neden günümüz insanı haddini bilmeyen derin bir ruh halinin çıkmazın içinde acaba?

Neden iyi insan olmak yerine,

Helak olma pahasına karanlık dehlizlerde istikbal arar oldu?

Neden ölüm gerçeği bile,

Ademoğlunu içine düştüğü hadsizlikten caydıramaz oldu erenler?

İşte bu soru bu fakir bünyeyi ziyadesi ile kemirirken,

Bu soruyu cevaplamak için,

Bazı süreçlerin hatırlanması gerektiği kanaatindeyim erenler…

Mesela emeksiz kazanılan büyük paralar,

Birkaç günde gelen şöhret,

Aniden yükselen başarı grafikleri,

Hak edilmeden edinilen mevkiler – makamlar,

Ve bu makamların sağladığı orantısız güç…

İşte bütün bu süreçlerdir kanımca ademoğlunu ‘hadsizlik’ denen girdabın içine çeken…

Hepsi geçmişte olduğu gibi günümüz insanını da şımartmış,

Yönünü yörüngesini kaybettirmiş,

Dayanılmaz bir şımarıklığın kısır döngüleri içine atmış yok etmektedir dostlarım…

Cümle ademoğlu,

Küçük bir firavun olma arzusu ile ruhunu tatmine çalışır olmuştur…

Oysa tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda,

Bir büyük mezarlıkla karşılaşıveririz ki,

İçi bu gafletle helak olmuş insanlarla doludur…

Görürüz içinde bu tanımlamalara uygun bir çok tanıdık simayı …

Ve hatırlarız birçoğunun bu gün adı sanı unutulmuş…

Haddini bilmeden,

Dünyaya gitmemek üzere geldiği sanrısıyla insanlığını unutanlardan,

Paraya tapanlara,

Olağanüstü güçlerine güvenenlere,

Bir pire için yorgan yakanlara kadar herkes gitmiş, bitmiş ve tükenmiş yatmaktadır bu gün mazi olan bu kabristanlarda!

Meğer dünya bir yalanmış dostlarım…

Hadsizlik sadece maddi ve manevi güce sahip olanlarda değil,

Hiçbir vasfı olmayan ehl-i dünyanın da bir çıkmazı erenler.

Cehaletiyle arzı titretirken;

Merhametsizliğiyle,

Vicdansızlığıyla,

Görgüsüzlüğüyle,

Bilgisizliğiyle,

Arsızlığıyla,

Riyakârlığıyla,

Kibriyle geçmişin firavunlarına rahmet okutanlara kadar,

Bir büyük densizlik kol geziyor insanoğlunun ruhunda!

Haddimizi bilmek elzem!

Zahiri görüntülere bakıp insanların dinini imanını sorgulayan,

Onların ne kadar inandığını veya inanmadığını bile neredeyse olmayan vicdanlarının terazisinde ölçmeye kalkışan,

Kendini hâşâ huzurdan Allah’ın yerine koyan hadsizler var bir de.

En tehlikeli olanlarda bu gafillerdir kanaatimce…

Bu gafillerdir ki;

Kimde olup olmadığı sadece Allah’ın bilgisinde olan batını bir bilginin,

İnsanların imanı üzerine suizan’da bulunmaktadırlar.

Hadsizlik cüretiyle,

Ve dahi cehaletiyle yürek burkan,

Bütün bunları da iftihar vesilesi yapan bu kimselerdir ki,

Onların bu hadsizliği gerçekten de hem gülünç,

Hem de acınası bir şekilde arz-ı semada asılı durur…

Kendimizi bilmek bu kadar önemli iken kendimizden bunca uzaklara kaçış nedendir dostlarım?

Ne içindir bunca curcuna,

Bu kin,

Bu nefret,

Bu fitne ateşi?

Oysa bizler tecrübelerimizle biliriz ki fitne ateşi en çok kendimizi yakar!

Kendimizi bilmek söz konusu olunca dostlarım;

 Sözün en güzelini,

En anlamsını,

En derinini hulus-i kalp ile hiç kuşku yok ki Koca Yunus söyler:

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

Yunus Emre der hoca, gerekse var bin hacca

Hepsinden iyice bir Gönül’e girmektir!

Gönüller Sultanı söz ehli Koca Yunus bunları söylerken,

Bir düşünelim bakalım biz sözün neresindeyiz erenler?

Hiç düşündük mü?

Haddimizin veya hadsizliğimizin farkında mıyız?

Hiç denedik mi kendimize uzaktan bakmayı,

Kendimizi görmeyi,

Kendimizi bilmeyi …

Başkasının kusurlarını -hatalarını örtmek yerine ifşa eden,

Hatta yüzüne yüzüne çarpan bir ruh halinin samimi olduğu,

Dürüst olduğu söylenebilir mi dostlarım…

Başkalarının acısından mutluluk devşiren insanın insan-ı kâmil olduğu düşünülebilir mi?

Düşünüle bilir mi başkasının felaketinden haz alan bir ruhun sağlıklı olduğu?

Hadsizliğimiz - densizliğimizdir aslında erenler…

Lakin bunun farkında olabilmek için de bir nebze kamil yürek gerek…

Kendi yüreğine inemeyen,

Kendini bilemeyen insanın başkasının yüreğini bilmesi,

Ona karşı suizandan kaçınmaması ne hazin bir iştir…

Ne acınası bir çelişkidir,

Ne büyük hadsizliktir…

 

Gürkan Ofis Mobilyaları