Zübük’ü bilir misiniz?
Aziz Nesin’in güleriz ağlanacak halimize dedirten Zübük’ünü bilir misiniz?
Zübük için paraya, makama giden her yolda her şey mubahtır.
Misafir olduğu evin kızını ‘Seni mebus karısı yapacağım” der yatağa atar.
Fişten çekilmiş telefonla mağdurun işini görür, tüccara iş bağlar.
Yoktur aslında hallolan hiçbir şey…
Zübük hallettim der, ahali mest olur:
“Ne büyük adam yahu!”
Zübük köylü der, köylünün malını talan etmek için plan yapar.
Zübük yol der, vatandaşın yol üzerinden yolsuzluk yapar.
Zübük’ün dinle de pek alakası yoktur ama iş dini kullanmaya gelince en önde o gider.
Belediye seçimlerinde rakibi okul deyince o cami der.
Bilir ki, cami deyince daha çok prim yapacaktır.
Oysa memleketin camisi vardır ama okulu yoktur.
Zübük’ün çıkarları dışında giden hiçbir şey yoktur aslında.
Ve ahali Zübük cami dedikçe mest olur, sorgusuz sualsiz peşine düşer.
Sorgulayan, araştıran, ilmin ne dediğini, dinin ne dediğini bilen vatandaşlar ise Zübüklere ve Zübüklüklere prim tanımaz.
Bunun için Zübük böylelerini sevmez.
Bilir ki, sorgulayan her kişi Zübük’ün varlığı için bir tehlikedir.
Tabii Aziz Nesin’in Zübük’ü bir mizan öyküsünün kahramanı, bir hayali kahraman…
Aziz Nesin oturmuş böyle yazmış.
Ama bir bakın etrafınıza, Zübük yalan mı?
İnanın öyle Zübükler var ki Aziz Nesin’in bile hayal gücünü bu Zübükleri hayal etmekte zorlanmış.
Son dönemde şehrimizde bir fabrika camileri furyası baş gösterdi.
İşte Zübüklükte burada başlıyor.
Birileri çıkıyor, işçilere vaaz veriyor.
Vaaz dediğimize bakmayın.
Din adı altında işverenden aldığı paranın karşılığını vermeye çalışıyor.
Örgütlü mücadeleyi kötüleyip, sendikaları karalıyor.
Dinin neresinde hak mücadelesi günah sayılmış.
Peki bu vaaz veren hoca bilmiyor mu Allah’ın affetmeyeceğini söylediği tek günah kul hakkı?
Elbette biliyordur…
Ama işine gelen o değil.
O sosyal hakları budanmış, üç kuruşa talim eden emekçilerin aydınlanmasının önünü kesmekle yükümlü…
O dinimizin, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” öğretisini anlatamaz.
O “Şükret, iyi kötüde olsa bir işin var, dışarıda binlerce işsiz var” diyerek, susmayı öğretir.
Patronun istihdam sağlayarak ne kadar iyi olduğunu anlatır ama madalyonun arkasını göstermez.
Madalyonun arkasındaki işçinin sırtından sefa süren patronu görmez.
O bunun için para alıyor.
Onun anlattıkları Allah’ın emirleri değil, patronun istedikleri.
Bunun için yasal olarak doktor bulundurması gerekenler, doktor yerine hoca istihdam ediyor.
Bunun için 3 kuruş daha fazla kazanmak için 3 kişinin yapacağı işi bir kişiye yıkanlar, hoca tutmak için paralarına kıyıyor.
Bunun için paragözlülüğünden iş güvenliğini unutup, işçisinin canını hiçe sayanlar, hocayı başköşede ağırlıyor.
Ve o para ile vaaz veren hoca, Müslüman işçinin yapması gerekenleri anlatırken, Müslüman patronların yapması gerekenlerin yanına uğramıyor.
Günümüzden yüzlerce yıl önce Avrupa’da din adamları cennetin anahtarını satıyorlarmış.
Ne kadar saçma değil mi?
Ama yakında birileri çıkıp cennetin anahtarını satarsa da şaşırmayın.
Bilin ki, bugün patron taleplerini din gibi anlatanlar, yarın cennetin anahtarını da satarlar. |